Ağır Bir Gün

0
263

Güneş pırıl pırıl, mavi denizin üzerinde pırlanta parçaları var adeta.  Kuş sesleri geliyor kulağıma, dalgalara karışıyor.  Fakat yazmak ve düşünmek acı veriyor.  Keyif alamıyorsun gözlerinin gördüklerinden, kulaklarının duyduklarından.  Çocuklara bakıyorsun, gençlere bakıyorsun; hiç farkında değiller olanların.  Ve biz, bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.  Yazarak, çizerek, anlatarak amma velakin karşımızda duvar gibi örülmüş bir set.

 

Toplumun bir yarısı diğer yarısını duymuyor.  Herkes acaba birbirini ikna etmek için konuştuğundan mı birbirini duymuyor?  Tek derdimiz kendi ağzımızdan çıkan ise, tek derdimiz birilerini ikna etmek ise, sanırım bu durum karşı tarafı anında defansa sürüklüyor.  Anında bir düşmanlık, anında bir kamplaşma ve anında kimin daha haklı olduğu üzerine yoğunlaşan bir bağrışma.  Kısa bir müddet için bir fedakârlık yapıp hiç konuşmasak, acaba gerçekten bir kulak kabartsak; o zaman ortak hedeflerde veya bir minimumda buluşamaz mıyız?

 

Önümüzdeki hafta Tayyip Erdoğan Kıbrıs’a gelecek.  Daha doğrusu KKTC’ye gelecek.  Bildiğiniz gibi bir ‘tarihi eser’ açılışı yapılacak.  Herkes orada olacak.  Hele bir gelmesinler…..Mümkün değil.  Kıbrıs meselesi ele alınır mı? Mutlaka ele alınır.  Ama geçen hafta ne dedik?  Yüzde 70’i İslamcı ve Milliyetçi kökenlilerden oluşan bir TBMM var iken ve AKP azınlıkta kalmış iken Kıbrıs’a rahat yok.

 

Cami açılışına hem Kıbrıslılar hem de Türkiye’den göçen Türkiyeliler katılacak.  Hala burada soruyorlar, Türkiyeli ne demek?  Herkes Türk ‘zaten’.  Öyle bir KKTC algısı var ki sorma gitsin.  Bütün Kıbrıslıları Denktaş zanneden Türkiye halkı, henüz Kıbrıslı ve Kıbrıslılık gerçeğini değil kavramak, Kıbrıs’ı 82. Vilayet olarak kabul eder.  Garanti Antlaşması nedir, İttifak Antlaşması nedir, Kıbrıs Cumhuriyeti nedir; bu konular bilinmez, konuşulmaz, tartışılmaz.  Demek ki KKTC’yi bir taraf, Türkiye’yi bir taraf kabul edersek; kimse birbirini dinlemiyor ve dinlemeyecek.  TV’lerden verilecek cami açılışında görülecek kalabalığı dikkatli analiz etmek lazım.  Ben aynı kalabalığın Sayın Mustafa Akıncı’ya dahi saldıran, yuhalayan, ıslıklayan kalabalıklar olduğunu tahmin ediyorum.  Kıbrıs’ı veya Kıbrıslı Türkleri kim temsil ediyor?  Artık bu kalabalıklar mı temsil ediyor?  Acaba bu kalabalıkların bir önemi var mı?  Kıbrıs meselesinde ve diğer meselelerde Erdoğan’ın iki dudağının arasından çıkan her kelime artık kanundur.  Siz, biz, onlar artık bir önem teşkil etmiyor.  Artık Erdoğancı olmak veya olmamak bir önem teşkil ediyor.  Ve bu iki grup asla birbiriyle iletişim kuramıyor.  Mevcut siyaset de bundan besleniyor.  Ötekileştirmekten ve düşmanlaştırmaktan besleniyor.  Öteki taraftan korktukça kendi saflarını sıklaştıran bir seçmen kitlesi var.  Aslında bu icat edilmiş, pompalanmış yapay bir düşmanlıktır.  Bu oyuna düşmemek gerek.  Bu oyuna düşmemek için düşünmek gerek.  Farklı yöntemler geliştirmez isek korku siyaseti ile büyülenmiş kesime ulaşamayız.  Ulaşamadığımız gibi ayrılıklar öyle bir derinleşebilir ki bir daha ne müzakere ne liderler arası öğle yemeği ne de askersiz bir ada olmaz.  Evet, bıktık, usandık, yorulduk; ama pes ettiğimiz zaman kaybettiğimiz zamandır.