18 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Pembe Behçetoğulları

Pembe Behçetoğulları

Statüko, Rejim, Mejim...



 

Enerjisi düşük zamanlar yaşarken ben, tabii ki her zamanki gibi, gündem aralık vermiyor, durmuyor, durulmuyor; ucunu görür gibi oluyorum, sözler bitmiyor, azalmıyor. Bu sözlere bir de benimkini eklemek iyi bir fikir mi emin de değilim ama gene de -bitirebilirsem bu yazıyı, ve derdimi de anlatabilirsem...

Anayasa değişiklikleri ile ilgili tartışmaların bir kısmına bakıyorum; hayır’cılar, evet’çiler ve gerekçeleri bir yana koyarak, bu sıcak suçlamalardaki tonlara bakıyorum da, biri ötekini, özellikle hayır’cılar, evet’çileri rejimin, statükonun savunuculuğunu yapmakla suçluyor.

Ben merak ediyorum, nedir bu rejim/statüko dediğimiz şey?

Bizim kökü dışarda bir yönetimin parçası olduğumuz mu? Öyleyiz evet. Ama rejim/statüko bundan ibaret değil artık ve rejimi sürekli olarak bu şekilde tarif etmeye çalışmak, ve kendimizi/kendinizi bunun dışında tanımlamak, bir yere çıkarmıyor bizi. Ve ‘siz rejimden yana, biz rejime karşı’ muhalefeti kusura kalmazsanız, ezberdir ve içi boştur.

Eğer devrim koşulları hazırsa o başka... O gün geldiyse haberimiz olsun bizim de. Ama gelmediyse, biraz dönüp kendinize, kendi partilerinize, gruplarınıza, evlerinize, arabalarınıza, hayatlarınıza, partililerinize, partinize yakın iş insanlarına, zenginlerine, ve benim aklıma gelmeyen tüm çepeçevre aleme bir bakmanızı tavsiye ederim; rejimi orada da göreceksiniz. Rejim sizin dışınızda filan değil, bizim dışımızda filan değil, rejim bizlerin dışında varlığı olan bir yaratık değil. Ve muhafazası da dolayısıyla sadece ‘başkalarının eylemlerinde’ saklı değil...

Yani; bu rejimin bu kadar güçlü hale gelmesinin nedeni, bizzat bizlerle/sizlerle kenetlenmiş olmasıdır; siz az, ben çok kenetlenmiş olabiliriz;ya da ben az, siz çok; ama dışında değilsiniz ve anayasa değişikliklerine ‘hayır’ diyerek bu rejimi değiştirecek filan da değilsiniz. Anayasa değişikliklerine ‘hayır’ diyerek var olan rejime hayır derken, sürekli ama sürekli ‘evet’ demek zorunda kaldığımız ‘kurumları’nı hatırlatmama gerek yoktur sanıyorum.

Anayasa değişiklikleri ve benzeri yeni regülasyonlara gelince;

Mecliste temsil edilen partilerin uzlaşısıyla, bazı ‘meselelerin’ ihmal edilmesi pahasına varıldığını düşündüğünüz ittifakın rejimi beslediği iddiası için yapılacak analiz malumun ilanı değil mi? Evet, değişim, içinde yaşadığınız koşulun içinden yapılır –eğer o koşulu alaşağı edecek gücünüz ve birikiminiz yoksa!

Bu koşulu tamamen ‘kabul’ ya da tamamen ‘reddetmek’ yaşamın içinde mümkün mü? KKTC’yi reddedebilirsiniz ama kimliğini taşımamazlık edebilir misiniz? Bu koşulu toptan değiştirebiliyor olsaydınız, bu durum içinde yaşıyor olur muyduk zaten? Dolayısıyla toptan değiştiremediğimiz bu statüko ya da rejim denen şeyin içindeki her tür değişiklik hemen her zaman parçalı ya da kısmi olacaktır. Buna ‘hayır’ diyebilir miyiz, diyebilir misiniz? Burada görülmesi gereken ve değerlendirme kıstası olarak öne sürülmesi gereken şey, bu kısmi değişikliklerin, başka değişikliklerin önünü açma potansiyeli taşıyıp taşımadığıdır; hem de sadece ‘reel’ olarak değil, kendisiyle birlikte getireceği ‘enerji’ açısından da.

Başka bir yerinden de söylediklerimi biraz açmak isterim: Velev ki CTP de TDP de rejimin/statükonun partileri.

Ve velev ki, hemen tüm icraatları dağları ürkütmemek üzerine kurulu . Yine de, gerek ceza yasası değişiklikleri tartışmalarında, gerekse anayasa değişiklikleri tartışmalarında –isimleri lazım değil- kimi vekillerin rejimi/statükoyu bir yerinden delmek, nefes aralıkları açmak için samimiyetle uğraştıklarını görmek bu kadar zor mu? Bu çabaları ve çabalayanları, bugün orada ise de yarın orada olmayabilecek ‘münferit’ bir hadise olarak değerlendirmek ve onları ‘domuzdan kıl koparan’lar olarak görmek varken, onları bizzat statükonun ve rejimin koruyucuları ilan etmek, anayasa değişikliklerine ‘hayır’ demenin ötesinde birşeydir...(Ki anayasa değişikliklerine ‘hayır’ demeyi yanlış ilan ediyor filan da değilim.)

Kıbrıs’ta bir çözümün olmadığı durumda, hemen her iyileştirme, bugünün var olan düzeneğini meşrulaştırmaya yarıyor olabilir. Ama yine de, çözümü birileri beklete-dururken ‘pause’ düğmesine mi basacağız?

Derdimi çok iyi dökebildim mi emin değilim ancak son bir nokta olarak şunun altını çizmek istiyorum: Doğuş Derya’nın ya da Tufan Erhürman’ın çabalarını, her ne kadar bir parti ile yanyana dursalar da, o partinin ötesinde görüyorum ben. Dolayısıyla partiye ilişkin alerjinin bu insanlara yöneltildiğini gördüğüm durumlarda –onları eleştiriden muaf tuttuğum gibi bir yanlış anlaşılmaya mahal vermek istemem, tabii ki eylemleri ve söylemleriyle eleştiriye açıktırlar ama temsil ettikleri şeyin ayırt edilmesi gerektiğini düşünüyorum-, rejimin gerçekten de bir ahtapot gibi muhalefet etme biçimlerini de içine alarak, yutarak büyüdüğünü ve bizi nefessiz bıraktığını daha çok hissediyorum.

Statüko budur!

Rejimi kendinin dışında bir canavar, kendini de canavara karşı ‘gerçeği gören’ tek kahraman olarak görmek –ama hep kaybetmek üzere... Bunu değiştirmek... olmaz mı acaba?


Bu makale 71505 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar