18 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Pembe Behçetoğulları

Pembe Behçetoğulları

Gecikmiş bir Gezi yazısı...



Gecikmiş bir Gezi Yazısı ve Antonia'nın Yaz(g)ısı

I. Gezi rüyası

Antikapitalist Müslümanlar’dan İhsan Eliaçık, 8. Karaburun Bilim Kongresi’nde, #Karaburun2013 Gezi Forumu Konuşmasında “Gezi bir ütopyadır” dedikten sonra, ütopyanın ne olduğunu şöyle tarif eder: “Ütopya imkansız olan şey değil, mümkün fakat şu anda olmayan şey demektir. Ama mümkün. Bana göre Gezi bir rüyadır. Bütün rüyalar gerçekleşsin diye görülür. Bilinçaltlarından bilinç patlamasıyla varolan durumdan farklı bir şey tahayyül ederler. Bu böyle olmamalı. Ama değiştirecek gücümüz yok. Bu bir hayal olarak karşımıza çıkar. Gezi’de bir rüya görülmüştür. Bu rüya hem Türkiye’de hem dünyada gerçekleşmeyi bekliyor. Bütün rüyalar böyle başlar. Birileri rüya görür, birileri ona inanır, gerçekleşmesi için çaba sarf eder ve dünya o rüyanın içinde yeniden kurulur. Gerçek anlamda devrimci o rüyayı görebilen kişidir, gerçekleştiren değil. Gezi bu rüyayı ortaya çıkardı.

http://fraksiyon.org/ihsan-eliacikin-karaburun2013-gezi-forumu-konusmasi/

Gezi’de bir rüya gördük hepimiz; paranın geçerliliğini yitirdiği hatta yasaklandığı, işbölümünün yerini gönüllülüğe ve dayanışmaya bıraktığı, alternatif üretim ilişkilerinin oluştuğu ve farklılıkların ‘farklılık’ olarak tanındığı bir dünyayı bir süre boyunca rüyadan gerçeğe taşıdı Gezi Parkı. Gülmenin, sevmenin, dostluğun, neşenin başka bir yüzünü koydu bu rüyanın içine. Bu rüya yeni bir rüya değildi; 90 ya da Y kuşağının bulduğu birşey de değildi. Bu rüya ‘başka bir dünya mümkün’ sloganına sahip sol’un hayalinde büyüttüğü, başka başka metinlerde başka türlü söylenen, yazılan, hatta dünyanın değişik yerlerindeki değişik komünlerde deneyimlenen ‘gerçek bir rüyaydı’; ya da bir rüya-gerçekti! Tek bir yolu, tek bir formu yoktu belki ama olmazsa olmaz’ları vardı ve bunlar, neredeyse tüm ütopik mekanların/hayallerin olmazsa olmaz’larıydı.

Bu dünyada soru(n)lar hangi konularda düğümleniyorsa, o konular/düğümler, rüyaların, ütopyaların çözmek istediği düğümlerin esaslarını oluşturuyordu. Bunları sıraladığınız zaman; bunlar olmayan, bunların olmayabileceği bir dünya kurmak için neyi içeri alıp neyi dışarda bırakmak gerektiği konusunda bir fikir ediniyorsunuz. Gezi’den ilk dışarı atılan para; neden? Yabancılaşmayı en uç noktaya taşıyan, insanı kendi ürettiğine yabancılaştıran, hatta neşeyi, dostluğu, gönüldaşlığı unutturacak kadar hayatın merkezine gelip oturmuş ve neredeyse tüm ilişki biçimlerine şeklini vermiş olduğu için. “Ağbi, kusura bakmayın, burada para geçmez” dedi ‘bağzı’ insanlar. İnsanı keyiflendiren bir cümle - paranın olmadığı bir sistem sürer mi, sürdürülebilir mi, başka bir yazının/alanın belki tartışması gereken meseleler ancak komünlerde başarılı olabileceği (ve ütopyaların esas meselelerinden biri olduğu) ortada. Denenmiş. Birden fazla kere ve birden çok yerde denenmiş ve olmuş! Bunun kendisi kadar, bu duyguya, bu ütopyaya inanan insanların olduğunu bilmek de ne kadar datlı birşey gerçekten! ‘Başka bir dünya mümkün’ diyen ‘hayali’ cemaatin bir parçası olduğunu bilmesi insanın, çok ‘gerçek’ bir ‘aidiyet’!

 

2. Antonia’nın rüyası

Ursula Le Guin’in ‘Mülksüzler’ romanında söylediği gibi: “Gerçek yolculuk geri dönüştür”. Geçmişle (gerçeklikle) gelecek (ütopya) arasındaki ilişkiyi Mülksüzler’de Le Guin’in nasıl kurguladığını başka bir yazıda daha fazla deşmek üzere bir kenara koyarak, Antonia’ya geri dönüyorum. Antonia ilk gençlik yıllarında terk ettiği yere, doğduğu yere, annesi ölüm döşeğinde olduğu için döner. Yanında kızı vardır. Annesi haykırışlar içinde (tabii ki filmin dili içinde biraz abartılarak) ölürken, buna tanıklık eden Antonia, kızına, annesinin hiçbir zaman mutlu olmadığını, yaşarken hayatını yaşamadığını ve bu yüzden de ‘ölemediğini’ söyler. Oysa elbette kendi içinde barındırdığı ‘varoluş’ sorgusunun ötesinde, farklı kültürlerde farklı şekillerde algılanabilse de, ölüm, ve ona dair tüm semboller günlük yaşantımızın olabildiğince dışına atılır. Mezarlıklar yaşam bölgelerinin dışındadır; ölü(m) çocuklardan gizlenir. Filmimizin çizdiği Antonia’nın komününde bu böyle değildir; çocuklar gerçeklikten korunmaz ve ölüm de bu gerçekliğin sadece bir parçasıdır.

 

artık(lık)1 –Yaşlılık (ve ölmesini bilmek)–

Kapitalizm nasıl artı-değer üzerine kuruluysa, sermaye nasıl bu artık-değerle birikiyor ve yayılıyorsa, ‘birikim’ mantığına uymayanları, kar ettirmeyenleri de yaşamın artık(lık)ları haline getiriyor. Tüketim kültürü de tabii ki kapitalizmin can-kardeşi! Biliyoruz ki, kapitalizm çalışan nüfus sever; genç ve dinç olmalı, kullanılıp atılana dek kullanılabilmeli! Kapitalizm yaşlı nüfusu sevmez, çünkü kazandırmaktan çok harcatan bir nüfus haline geliyor yaşlı nüfus. Çalışma yaşları geçmiş, emekliye ayrılmıştırlar çoktan. Sağlık sorunları vardır; kazandırmadıkları gibi harcamaya sebep olurlar. Yüktürler sisteme. Tüketmezler de –yaşlıdırlar çünkü. Onların hikayeleri de anlatılmaz, çünkü pek satmaz. Belki biraz acıklı yaş-dönümü hikayeleri olabilir, ama o kadar. Onların hikayelerinde aşk olmaz, cinsellik hiç olmaz. Hele hem yaşlı hem de kadınlarsa –onların bedenlerinden ne kapitalizme ‘işçi’ ne de patriyarkaya yar olmaz. İşte Antonia, hayatı yaşamayı ‘seçtiği’ için, kendi annesinden farklı olarak, kendi ölümüne de gidebilmektedir. Ölüm bir şok değildir; bir kutlama da değildir ancak yaşamın ‘sonul’ parçasıdır. Bilgelikle deneyimlenebilir. Ama ancak yaşantısını –toplumun, annesinin istediği gibi değil– kendi istediği gibi yaşayabilen özgür/özerk kişilerin yaşlandıkları zaman seçebildikleri bir yaz(g)ıdır. Herkes ölür ama bazıları bir ‘rüya için’ ya da bir ‘rüyada’ ölür!

 

artık(lık)2 –Engelliler (ve kapasiten kadar üretmek)–

Filmi görmüş olanlar hatırlayacaktır; ‘zeka’ ya da ‘davranış’ olarak çoğunluğunkine benzemeyen zeka ve davranışa sahip olanların da diğerleri gibi ya da istedikleri gibi yaşamaya hakkı vardır Antonia’nın komününde. Hem de sadece nefes alıp vermek anlamında değil; aşık olmak, sevmek ve çalışmak dahildir bu yaşama! Bildiğimiz dünyada, toplumun ne ‘aklı’, ne de ‘vicdanı’ engellilere bu ‘özgürlükler’i tanımaz. Onlar kapitalizmin ne emekçileri ne de tüketicileridirler; dolayısıyla toplum onları köşede bucakta tutar. Antonia’da ise o köşeden bucaktan çıkarlar, severler, sevilirler, diğerleriyle yemek yer, eğlenir, çalışırlar; diğerlerinden farklıdırlar, doğru –ama sadece o kadar! Daha aşağıda, daha dışarıda filan değil...

Belki diğerleri kadar/gibi çalışamazlar ama zaten hiçkimse bir diğeri gibi/kadar çalışamaz. Herkes kapasitesi kadar üretime katılır ve üretime daha az katılabilmek, o insanın daha az yiyeceği, daha az eğleneceği, daha az sevileceği, toplum tarafından daha az onaylanacağı anlamına gelmez. Bu komünde kapitalizmin işbölümü işlemez. İnsan nasıl standart ‘birşey’ değilse; yaşam nasıl kadını, erkeği, çocuğu, yaşlısı, zayıf erkeği ve iri erkeği, hasta genci ya da sağlıklı kadını, engellisi, vesair birçok ‘farklılık’ içinde var oluyorsa, üretim de bununla uyumlu bir biçimde, herkesten ‘yapabileceği’ni talep etmelidir –ki Antonia’nın rüyasında bu böyle olur.

 

artık(lık)3 –Rüyalar(-ve-düşçüler)–

Birbirine hem benzeyen hem benzemeyen iki ütopya –Gezi’de, akışkan, yaşayanların, içinden geçenlerin sürekli değiştiği, değişebildiği, dayanışmanın, kapasiten/bilgin/yeteneğin kadar katkı koymanın esas olduğu, paranın işlemediği bir rüya görüldü. İçindeki farklılıklar, çeşitlilikler, o rüyanın dikiş yerleri oldu, farklı düşçülerin heyecanlarını birbirine karıştırdı. Dindarlar namaz kıldı, diğerleri, solcular/ateistler/anarşistler onları korudu. Dindarlar, namazı orda kılarak bu rüyaya destek verdi. Rüya çoğaldı. Antonia’da yaşayanlar günden güne artsa da küçük bir topluluk gördü o rüyayı (seyirciyi saymazsak); ama orda da farklılıkların çoğulluğu ile yaşamın sesi, doğanın sesine karıştı. Kimse kimseden üstün değildi: İnsan doğadan, erkek kadından, güçlü güçsüzden, ‘normal’ ‘engelliden’, heteroseksüel eşcinselden, büyük küçükten ve gerçek rüyadan... Rüya kadar gerçek(ti) –her ikisi de!

 


Bu makale 1379 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar