19 Aralık 2014

GAZETE360 YAZARLARI / Mehmet Altan

Mehmet Altan

Cami Kışla Parantezinde Paket Çıkmazı



Bu yazının yayımlandığı günün sabahı Başbakan yeni bir demokratikleşme paketi açıklıyor olacak.

Şüphesiz ve tartışmasız ileriye atılan her adımı desteklemek lazım…

Çünkü Türkiye’yi özgürleştirici her adım bizler için önemli.

Ancak,12 Eylül referandumunda kabul edilen anayasa değişikliklerinin çok büyük kısmının hayata geçmesini sağlayacak olan uyum yasalarının hala çıkarılmadığı düşünülür ise öncelikle bir güven konusundan söz edebiliriz.

İkincisi, esas beklenen 12 Eylül darbesiyle cilalanan tek parti rejiminin toptan berhava edilip, yerine AB standartlarında bir demokrasinin gelmesi.

xxxxxxxxxxxxxxx

Burada biraz duralım… Ve ‘rejim’ konusunu irdeleyelim.

“Rejim, bir devlet yönetiminde egemenliğin kim tarafından ve ne şekilde kullanılacağını belirliyor.

Türkiye’de askerler mi, zenginler mi, siyaset mi, vatandaşlar mı? Egemen kim?

Siyaset bu temel soruyu sormadan birbirinin gözünü oyuyor ama ‘siyasal rejimi’ yeryüzü standartlarında yeniden inşa etmeyi gündeme asla taşımıyor.

‘Halk iradesine dayalı’, ‘temel hak ve özgürlüklere’ çok özenli ve yönetileni esas alan ‘insan odaklı’ bir rejimden çok ama çok uzağız.

Halkın kafasında, ‘vatandaşı’ esas alan çağdaş demokratik rejimin resmi belirgin olmadığı için, 12 Eylül rejimini tuz buz etmek yerine, onun çerçevesi içinde at koşturan siyasi partilerden birinin terkisinde bir o yana, bir bu yana 30 yıldır çalkalanıp duruyor.

Türkiye’deki partiler, ‘siyasal iktidara muhalif’ ama ‘tek parti zulmünden arta kalmış 12 Eylül rejimine’ muhalif değil.

Yoksa 12 Eylül rejimi 30 yıldır sürebilir miydi?

Bize ‘aynı sistemin’ içindeki partilerin birbirlerine muhalefeti değil, başta 12 Eylül olmak üzere tek parti rejiminin tüm kalıntılarına muhalefet edecek anlayış gerekli.

AB standartlarında yeni bir rejimin kurulmasının peşinde koşan, ‘kendi siyasetini’ değil, demokratik yeni bir rejimin ‘siyasetini’ yapan partilere ihtiyaç var.”

xxxxxxxxxxxxxxxx

Ne yazık ki böyle bir parti yok.

Olabilmesi için ‘cami-kışla’ kavgasını aşmak, değişim siyasetini benimsemek ve rejimi AB standartlarında dönüştürmeyi esas gaye haline getirmek gerek.

Bu vaat edilse de yapılan çok farklı.

Örneğin, bugün yeni bir demokratikleşme paketi açıklayan AKP Hükümeti 2011 AK Parti Seçim Bildirgesi’nde bizlere çok farklı bir Türkiye vaat ediyordu.

Dışlayıcı değil, kapsayıcı; ötekileştirici değil, kucaklayıcı; ayrıştırıcı değil, bütünleştirici; baskıcı değil, özgürleştirici bir Türkiye…

Bireyi ve onun haklarını esas alan; toplumsal çeşitliliği bir zenginlik olarak kabul eden; tek sesliliği değil, çoğulculuğu öne çıkaran ve demokratik hukuk devletinin tüm unsurlarını içeren bir Türkiye...

Ama fiilen yapılan çok farklı, hatta bu vaatlerle neredeyse taban tabana zıt…

xxxxxxxxxxxxxx

Buna en yakın bir örnekten başlayalım.

Başbakan Erdoğan geçenlerde Malatya’da yaptığı konuşmada, ‘inançlı bir nesil yetiştirmek istiyoruz, tinerci bir nesil değil’ dedi.

Cümleyi duyunca bir kez daha Türkiye’nin ‘cami kışla parantezi’ni aşarak demokrasiye ulaşmasının pek de kolay olmadığını düşündüm.

Siyasetin dini, ırkı, mezhebi sömürmediği bir ülke olsak, Türkiye muazzam bir sıçrama yapardı.

Tabii ikide bir siyasal iktidarın taktik hesaplarına göre şekillenen paketlerle oyalanmayıp, 12 Eylül hukukunu olduğu gibi def ederdik.

Böylece ne askerlerin Siyasi Partiler Yasası ne Seçim Yasası ne de Meclis İç Tüzüğü hala yürürlükte olurdu.

Ama gel gör ki hukuk, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler yerine din, ırk ve mezhep sömürüsü siyasetin yedikçe iştahını açan temel ve tek mönü.

İnançlı gençliğin karşıtı tinercilik midir? Neden demokrat gençlik değil de inançlı gençlik?

Temel hak ve özgürlükleri, çoğulculuğu, demokrasiyi bir yana koyarak ‘inancı’ tek yol olarak göstermenin kısacası ‘dindar gençlik’ hedeflemenin ‘Kemalist gençlik’ yetiştirmeyi hedefleyen tek parti rejiminden ne farkı var?

Ya da dün Harp Okulunu kutsarken, bugün İmam Hatip okullarına aynı muameleyi yapmanın…

Siyasal iktidarın devlet imkânlarıyla topluma ve gençliğe demokratik tercihler yerine dindarlığı dayatması tek parti anlayışından ne kadar farklı?

Üstelik bu anlayış KKTC’ye de her gün biraz daha fazla yansımakta…

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Bize din, dil, ırk, mezhep sömürüsü yapan bir siyaset değil, rejimin demokratikleşmesini hedefleyen bir değişim siyaseti gerekiyor.

Böyle bir siyasi anlayış olsa,12 Eylül rejiminin temel iskeletini oluşturan anayasa ve yasalar dururken, protez paketlere ihtiyaç duyulmaz, ayrıca da yapılan değişikliklerin hayata geçirilmesi siyasal çıkarlara göre rüzgara salınmazdı…

Milli Güvenlik Kurulu ve YÖK’ün sapasağlam durduğu Türkiye’ye yeni paket hayırlı olsun…


Bu makale 42988 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


www.gau.edu.tr


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,29 TL SATIŞ: 2,33 TL
STERLIN ALIŞ: 3,58 TL SATIŞ: 3,63 TL
EURO ALIŞ: 2,83 TL SATIŞ: 2,87 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar