16 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

Tsipras’ın ateşlediği dinamit…



 

Eğer; ağır bir “grip”le karşı karşıya kalmasaydım, bu yazıyı “Mont Pelerin” tepesinde yazacaktım…

Orada sürmekte olan; 2. tur görüşmelerde, Tsipras’ın attığı “dinamit”in “hasar”larını tamir edebilecekler mi?

Bilinmiyor… 

İsviçre’dekigörüşmelerdeRum tarafının derdi imanı “harita”yı cebe koymaktı…

Türk tarafı ise aklını “beşli toplantı”nın tarihine takmıştı…

Rum tarafı; “toprak talebi”nde bulunurken, iddiası şuydu:

-1974’te kuzeyden güneye 160 bin Rum göç etmiştir. Bunun en azından 100 binini yerleştirecek kadar bir toprağı geri almalıyım…

Türk tarafı, yıllarca bunu hiç konuşmaya yanaşmadı… Ancak Rum tarafı; Temmuz 2014’te “ne kadar toprağı niçin istediğini” ve hangi köylere, ne kadar nüfus yerleştireceğini detaylı bir çalışmayaparak Türk tarafına sundu.

Tabii “Elimi yakar” kabilinden bizimkiler bu belgeye dokunmak bile istemediler. Ancak BM resmi evrağı olarak bu belge kayıtlara geçti.

Rum tarafı; Kıbrıs’ın deniz kıyılarının yüzde 57.1’ini elinde tutan Türk tarafının bu oranı yüzde 40’lara çekmesi gerektiğini savunuyordu.

Ve tabii; en önemli “toprak kriteri” olarak da her federe devletin elindeki yüzdeliğin saptanmasını talep ediyordu.

Bu üç “kriter” Rum tarafı bakımından can alıcıydı ve ta başından beri toprağın konuşulacağı bu “sihirli an”ı bekliyorlardı…

CB Akıncı göreve geldiğinde Dr. Eroğlu tarafından imzalanmış 11 Şubat belgesini önünde buldu. Bu belgeye göre, konular arasında bir “hiyerarşi” olmayacaktı. Yani; toprağı en sonda konuşalım diye bir “esneklik” yoktu.

Buna karşın Türk tarafı; toprağı iki ana başlığa ayırdı ve “aşamalı” olarak konuşulmasını, bunun da sürecin en sonunda yer almasınısağladı. Akıncı’nın bu konuda Anastasiades’i ikna ettiği biliniyor.

Türk tarafı; “mayın tarlası”na adım atmadan önce,ilk dört başlıkta “biraz daha” ilerleme sağlanması için Mont Pelerin’de iki gün uğraş verdi.

İki günün sonunda da ilk dört başlıkta “hatırı sayılır” ilerlemeler kaydedilince, toprakta “kriterler”i konuşmaktan kaçmadı. Yani “mutabakat”a sadık kaldı…

Türk tarafında Sayın Akıncı’yı “ülkeyi satmakla” suçlayan, hatta terbiye sınırlarını zorlayarak “lanetleyen” kafası karışık, fanatik, bağnaz şahsiyetlerin hezeyanlarını ciddiye alamayız…

Toprak üzerinden “fetihçi” yaklaşımlarla Kıbrıslı Türkler’in geleceğine ipotek koymaya kimsenin hakkı yoktur.

Hele yüzde 1-2’lik oranlar yüzünden çözümü kilitlemek, akıl kârı değildir.

Kıbrıslı Türkler, tarihsel bir dönemeçten geçiyorlar…

Türkiye’nin askeri gücü ile ele geçirdiği toprağın bir bölümünü elbette geri sahiplerine vereceklerdir…

Bunun karşılığında da bir AB devletinin “eşit ortağı” olacaklardır…

Şu ana kadar “yönetim ve güç paylaşımı” başlıklarında Sayın Akıncı’nın sağladığı “ilerlemeler” gösteriyor ki, dünyanın tanıdığı bir ülkenin yönetiminde söz sahibi olacağız.

Birçok önemli kurumda sayısal eşitlik yanında, karar mekanizmalarında Kıbrıslı Türklerin “etkin katılımı” söz konusu olacak…

Hatta son aşamada “Dönüşümlü Başkanlık” konusunda Anastasiades’in bir ileri adım atması hiç de sürpriz olmayacaktır.

Bu konuda, görüşmelerin ta başından beri “ılımlı” bir yaklaşım ve anlayış vardı. Ancak Anastasiades, bunun “ileride” bağlanmasını istiyordu. Zaman geçtikçe, konu “şahin”lerin ağzında sakız oldu ve Anastasiades giderek bu konuda adım atmaktan “korkmaya” başladı.

Son aşamada salt bu yüzden bir “kilitlenme” beklemiyorum…

Gelelim “beşli”ye…

Türk tarafı; işin içinde “garantör”lerin yer almasını ciddi bir “katkı” olarak gördü… Buna karşın Rum tarafı bu konuda hep “çekingen” davrandı. Anastasiades’in yarattığı “İstanbul krizi” bu korkunun ilk belirtilerinden biriydi.

Şimdi de özellikle “red cephesi”nin baskısıyla “Çoklu konferans”ı ertelemek, sulandırmak, anlamsızlaştırmak için binbir dereden su getirmektedir.

Oysa; Anastasiades, başlangıçta Türkiye ile “doğrudan temas” meraklısıydı. Bu görüşünde durabilseydi, birçok konu daha kısa yoldan çözüme kavuşabilirdi.

Ancak başka “taktik”ler peşinde koştu. Yunanistan’a ve İngiltere’ye “Biz garantör olmak istemeyiz” açıklamaları yaptırdı. AB’de bu konuda destek aradı. Fransa’yı yanında buldu.

Nihayet; son bir haftalık arada, Yunanistan Başbakanı Tsipras’ın açıklamaları “Çoklu”yu adeta dinamitledi…

Türk tarafı olumlu bir adım atarak “garantilerin güncellenmesini” konuşmayı kabul etmişken, Tsipras’ın “çoklu”ya yalnızca “garantileri sonlandırmak” için gideceğini ve başka birşey konuşmayı kabul etmediğini açıklaması 2. Mont Pelerin’i “kriz”e dönüştürmeye adaydır…

İngiltere’nin, “çoklu”dan ne beklediği ise, net değil…

Yani; “beşli”yiumutla hedefleyen Türk tarafı, karşısında dinamit gibi patlamaya hazır bir “çoklu”projesi buldu.

Bu yüzden 2. Mont Pelerin’de öncelikle bunun “temize havale edilmesi” gereği doğdu…

Taraflar bunu 2. günde başarabilecekler mi?

Burası pek net değil…

Bu yüzden Türk tarafı, “haydi haritayı tamamlayalım” diyecek rahatlıkta değil…

Türk tarafı “çoklu”nun formatı bile açıkta dururken, haritayı detayları ile bağlamak istemiyor…

Bu konuda da doğru hareket ediyor…


Bu makale 722 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar