16 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

Siyasetçi ile müteahhit aşkı…



Rauf Denktaş’ın, Türkiye ile birlikte Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllarca “egemen” olan otoriter rejimi, “solcu”ları hep dışlamaktaydı…

Elbette, zaman içinde bu rejimde bazı “yumuşama”lar olmadı değil…

Rauf Bey’in “demokratlığı” da siyasal koşulların dayatması ile büyük evrim geçirdi, çoğumuzdan daha liberal bir “kıvama” ulaştı…

Ancak ben, askersel icazetin güçlü olduğu, Rauf Bey’in ve sağ partilerin düdüğünün öttüğü yıllardan söz ediyorum…

Solcular, “Devlet”in yanına bile yaklaştırılmıyordu… Özellikle birçok CTP’linin “diskrimanasyon”a uğradığı, itilip kakıldığı dönemler oldu…

Sol tandanslı mühendisler, mimarlar, doktorlar ancak “özel sektör” içinde yer bulabiliyorlardı…

Zamanla, inşaat işlerinde “özel girişim” denemeleri yapanlar oldu… Birçok doktorlar da kendi aralarında dayanışarak “özel hastaneler” ya da “özel klinikler” yarattılar…

Sağ partilerin egemenliği sona erip de, Annan Planı’nın güçlü “rüzgârı” ile CTP hükümete yerleşmeye, Mehmet Ali Talat da Cumhurbaşkanlığı’na yol almaya başlayınca özellikle “inşaat müteahhitleri” yerel siyasetteki mevcut ağırlıklarını güçlendirmek için kolları sıvadılar…

Aralarında örgütlendiler, yanlarına bazı işadamlarını da aldılar ve M. Ali Talat’ın seçim kampanyasına maddi ve manevi biçimde el attılar…

Sağcı iktidarları biliyorduk da bir “Solcu Başkan”ın ve partisinin “müteahhit” baskısına boyun eğebileceğini düşünmüyorduk…

2004’lerde “inşaat” konusunda sol değerlere uygun; çevreci, doğayı koruyucu, insan haklarına saygılı bir “politika” oluşturulmalıydı…

Kıbrıs’ın kuzeyinde; üstelik kendimize ait olmayan bu topraklar üzerinde böylesine bir “yapılaşma”ya asla izin verilmemeliydi…

“Müteahhitlik” bu kadar ayağa düşmemeli, siyaset kurumu üzerinde bu kadar etkili olmasına da izin verilmemeliydi…

Ne yazıktır ki, solcuların hükümet dönemlerinde “müteahhitler”in siyasi gücü artarak devam etti…

Özel yasa ile neredeyse “yarı resmi” bir kuruma dönüştüler…

Parti içindeki “güçleri” nedeniyle, hoşlarına gitmeyen daire müdürlerini “yemeyi” bile başardılar…

Devletin ve belediyelerin “inşaat” ve “altyapı” hizmetlerinden çekilmesini, bu alanın “müteahhitler”le doldurulmasını sağladılar…

Deyim yerinde ise, en geniş özelleştirmeyi “inşaat” alanında, asfaltlamada, alt yapı inşaatlarında, belediyelerin temel görev alanlarında gerçekleştirmeyi başardılar…

Ankara’nın burada “finanse ettiği” projeleri, kendilerine yaptırmasını, tam olmasa da başardılar…

Sol siyasetçiler 2004’ten itibaren; en yukarıdan başlayarak “inşaat sektörü”nü korumaya aldılar…

Altmış bin dolayında “kaçak işçi”yi bir gecede “legalize” ettiler…

Ülkenin kıyılarında, dağ yamaçlarında, vadilerde tam 25 bin konut inşa edildi…

Ortalık; kayıtlı, kayıtsız “müteahhit”ten geçilmiyordu…

Lokantacı da, öğretmen de, bakkal da “toplu konut” yapıp satmaya başladı…

Kaçak inşaatlara, inşaatlardaki “kaçak kat”lara göz yumuldu…

“İnşaat” sol siyasette “sektör” muamelesi görüyor, bu yolla kalkınabileceğimizden söz ediliyordu…

Ne yazıktır ki o dönemde çevreciler de, mühendis odaları da sus pus oldular…

“Kalkınma” beklerken, skandallar yaşandı… Paraları kapıp kaçanlar oldu… Dünyaya rezil olduk… Bugün birçok bölgede, özellikle kuzey sahillerinde dağlar taşlar, yarım inşaatlarla bir “harabe” görüntüsü içindedir ve kimse ne olacağını bilmiyor…

Bu “furya”nın sonunda; delik deşik edilmiş dağlar da bu ganimet düzeninin “abidesi” olarak coğrafyamıza kazınmış bulunuyor…

İşte; köy içlerine kadar girmiş taş ocakları, yollarda cayır cayır giden dev çimento kamyonları, asfalt şantiyeleri; inşaatçılığın siyasette “sektör” olarak algılanmasının acı bir sonucudur…

Oysa; “inşaatçılık” bu kadar şımartılmasa, bir “inşaat izni” alabilmek, bir yeni bina yapabilmek “ciddi bir mesele” olarak algılansa, zorlaştırılsa ekonomi batar mıydı?

Bugün işçisi, demiri, çimentosu ithal edilen bir “iş alanı”ndan söz ediyoruz…

Bir ülkenin; yüzde 80’den fazlası kendisine ait olmayan bir toprak parçasından ve yönetimden söz ediyoruz…

Özellikle 2004’ten sonra, doğaya vahşi biçimde; adeta ondan intikam alırcasına saldıran bir anlayıştan söz ediyoruz…

Bugün, Girne’de yaşadığımız sel baskınları; siyasetçinin, popülist yaklaşımlarla yapılmasına izin verdiği, göz yumduğu, denetlemediği “inşaatlaşma”nın bir sonucu değil mi?

Alt yapılarda su baskınlarına neden olan tüm yapım hataları da, siyasetçinin “müteahhit” camiasına karşı “çaresizliği” değil mi?

Kıbrıs’ın kuzeyinde dağı taşı binalarla doldurmak, Girne’nin en güzel yerlerine dev toplu konutlar inşa etmek gerçekten “kalkınma” olarak gösterilebilir mi?

Bunlar, siyasetçi ile “aşna fişna” olan kesimlere ayrıcalık ve çıkar sağlamak anlamına gelmiyor mu?

Bugün; yağmur yağınca bir cehenneme dönen Girne’de yaşananlar, siyasetçiyi ve onun koruduğu “kesim”leri mercek altına almamızı gerektiriyor…

Bunun için de Meclis’i işaret edeceğim ama, dilim varmıyor…

Niçin?,

Hiçbir konuda bir “sonuç” üretmediği için…


Bu makale 833 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar