16 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

Lefke’de 'Korku Sultanlığı' denemesi…



Bugün sekiz yaşında olan ilk torunum Eldemzeki, gözlerini dünyaya yeni açmıştı…

Sabahın çok erken saatlerinde çığlık atarak uyanıyor, yatağın içinde ağlıyordu…

Lefkoşa Kumsal Camii’ndeki hoparlörden çıkan yüksek volümlü “ezan” sesi, yeni doğmuş çocukta adeta bir “korku” yaratıyordu…

Aile; cami yetkililerine, Din İşleri Dairesi’ne sürekli telefon açarak “Sesini birazcık kısamaz mısınız?” diye nazikçe istekte bulunuyordu…

Bazen hoparlörün sesini kısıyorlardı, bazen de inadına sonuna kadar açıyorlardı…

Bölgede, elektronik yüksek ezan sesinden rahatsız olan çok sayıda cami komşusu vardı. Kimileri “sinirlerim bozuldu” diyerek bölgeyi terk etti. Kimileri evine ses geçirmez çift cam taktırdı, kimileri de zamanla “alıştı…”

Yıllardan beridir, camilerdeki bu hoparlörlerin sesini “ayarlamayı” başaramadık…

Ne yazıktır ki, camilerin olduğu her yerde, hoparlör sesinden şikayet eden, ama “dinsel hassasiyet” nedeniyle buna “katlanan”larımızın sayısı az değildir…

Kıbrıslı Türkler, genellikle; inanan dindar insanlara “saygı”ları gereği, bu cami hoparlörlerinden çıkan acayip elektronik seslere katlanıyor, ses çıkarmıyor, bunu mesele yapmaktan kaçınıyor…

Birçok toplumsal sıkıntıda bu “hoşgörülü” ve edilgen yaklaşımla hareket ettiğimiz ise inkâr edilemez…

Ancak bu kez; Lefke’de bir kadın avukatın sabrı taşıyor, dayanamıyor ve bu işi mahkemeye taşıyor…

Aynı avukatın 15-20 yıl önce de, aynı biçimde bu konuda davalar açtığını anımsıyorum…

386/2014 sayılı davanın esasına henüz geçilmedi. Ama, 2 Kasım günü alınan bir “ara emri” var. Şöyle diyor:  

“Tarafların varmış oldukları anlaşma çerçevesinde, üç camide okunan sabah ezanlarının veya Arapça duaların hoparlörden yayımlanmasının veya sabah ezanı okunurken ses yükseltici cihaz kullanılmasının men edilmesine…”

Yani; mahkeme ezanı değil, geçici olarak hoparlör kullanılmasını engelliyor ve bunu da sadece sabah ezanları için yapıyor.

Arkasından da, kızılca kıyamet kopuyor tabii…

Kıyamet koparanların başında da Din İşleri Başkanı Talip Atalay geliyor… Din adamları arasındaki diyalog çabalarında olumlu bir “portre” çizen Atalay’ın, mahkeme kararına adeta “rest” çekmesi, demagoji yapması asla kabul edilemez. Hükümet’in, hatta Barolar Birliği’nin bu “hukuk tanımaz” tavırlara karşı sıfır toleransla karar üretmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’deki din kurumlarından çıkan sesler ise tam bir voyvodalık içeriyor. Hep bir meydan okuma, hep bir “hizaya geleceksiniz” korkutması…  Oysa, Din İşleri’nin avukatı Şefik Aşçıoğulları dün Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2007 tarihli bir genelgesini basına açıkladı. Orada Ezan dışında hiçbir şeyin cami hoparlöründen okunamayacağı ve hoparlör seslerinin de “Yakın komşuları rahatsız etmeyecek şekilde ayarlanacağı” yazılıdır.    

Gelelim asıl konuya: Mahkeme kararının arkasından; “bindirilmiş kıta”lar halinde Lefke’ye doluşan, camileri gösteri yeri olarak kullanan ve adeta bir “korku” operasyonuyla “karşı saldırı”ya geçenlerin fitilini kim tutuşturdu acaba?

Aniden Lefke’de organize olan bu insanların “Ezanıma Dokunma” eylemi yapmaları, Arapça sloganlar atmaları ve bu görüntülerin Türkiye TV’lerinde çarşaf çarşaf yer alması bu olayın asıl üzerinde durmamız gereken sonuçlarından biridir… 

Olayı fitilleyenlerin başında TRT gelmektedir… Haberi tam bir İzmir Menemen isyanı kıvamında duyuran TRT,  yüksek volümlü ezan sesleri kullanarak, cami ve imam görüntüleri ile süslediği din istismarcılığı kokulu haberinde, “Kıbrıs’ta din elden gidiyor” nağraları atanlara geniş yer verdi. 

ATV ve A Haber gibi Erdoğancı kanallar ise, yerinden röportajlar yaptılar. Mahkeme kararını yanlış yorumlayarak “Kıbrıs’ta ezanlar yasaklandı” biçiminde yalan haberler yayımladılar.

Ağlayan imam görüntüleri, bu din istismarcılığında “haberciliği” de rezil ettiler… 

Sosyal medyada “atışlar” daha da iğrenç… Hakaret ve tehditin bini beş para… Din adına gürültü çıkaranlar topluma müthiş bir “korku” yaymaya, insanımıza “şiddet”in ucunu göstermeye çalışıyorlar…

Yaratılan medya destekli bu dinci “kampanya” karşısında bu ülkeyi yönetenler, hukuk camiası, çevreciler acaba ne düşünüyor?

Örneğin Lefke; çevre derneklerinin her zaman seslerini yükselttiği bir beldemiz… Hoparlörlerin yarattığı “ses kirliliği” onların ilgi alanına girmiyor mu? Bu konuyu uzaktan mı seyredecekler?

Hukukçular; mahkeme kararı inadına ses yükselticinin sesini açarak TRT’ye poz veren ve hukuğa meydan okuyanların görüntülerini sineye mi çekecekler?

Resmi makamlar; buradaki Türkiye medyası mensuplarının aniden “tam takım” Lefke’de bulunmasını, yalanla, manipülasyonla bezenmiş manşetlerle Türkiye televizyonlarında neredeyse yeniden bir “Kıbrıslı karşıtlığı” kampanyası başlatmasını “doğal” mı karşılayacak?  

Bizim “din ve inanca saygı” diyerek yıllarca metanetle karşıladığımız “hassasiyet” artık ani bir hareketle örgütlenip üzerimize bir heyula gibi çökebilir…

Bir anda kendimizi kara bir buluta dönüşmüş bir “hassasiyet”in altında ezilmiş bulabiliriz.

Bizim Nakşibendilere mekân olmuş hoşgörülü Lefkemiz, böylesine bir “korku sultanlığı”nın ilk denemesi miydi ne?


Bu makale 4557 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar