16 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

Ganimet Salamis, böyle mi olmalıydı?



Kıbrıslı Türkleri “kalkındıracağı” söylenen iki “itici ve öncü” sektör olduğu; hem sağ hem de sol siyasetimizin ciddi bir “saptaması” ve “kabulü”dür…

Bu iki sektöre, ülkenin kıt kaynaklarından “teşvikler” aktarıldığı, ciddi “vergi muafiyetleri” sağlandığı da bilinmektedir…

Ama her ikisinde de “büyümeye” odaklandığımız ve “kalite” sorununu es geçtiğimiz yadsınamaz…

İşte size ciddi, yaşanmış bir örnek…

Yılbaşında birkaç günlüğüne dört aile, birlikte “Salamis otel”e gittik… Rezervasyonumuz aylar öncesinden bir kampanya nedeniyle yapılmıştı.

Dakika bir, gol bir…

“Efendim” dedi, resepsiyondaki görevli, “Dört aileden birini otelde, diğer üç aileyi de otele bitişik bungalow’larda ağırlayacağız…”

Hemen parladık:

“Neden? Bize bunu neden rezervasyon yapılırken söylemediniz? Neden reklamınızı yaparken bunu duyurmadınız?”

Ve daha birçok öfkeli sorular…

Boşuna… O kalabalıkta, o keşmekeşte, o curcunada meram anlatamadık…

Bir başımıza değiliz ki, dört aileyiz… Çekip gitmek de olmuyor, zaten paralar da önceden ödenmiş…

İster istemez boyun eğdik bu “ilk” sürprize…

“Tamam” dedik…

Oda kartlarımızı aldık, beşyüz metre ötedeki “bungalow”u arayıp bulmak için hareket etmeye çalışırken, resepsiyondaki görevli “Efendim” diye çağırdı arkamdan…

“Elinizi uzatır mısınız?”

“Neden?” diye sormaya fırsat bulamadan, kalabalık gruptaki arkadaşlarım, kendi ellerini uzatıp yeni “sürpriz”i haber vermekte gecikmediler…

Kadın, erkek, yaşlı, çocuk; herkesin bileğinde “plastik” bir bilezik vardı…

“Bu ne?” dedim… “Her müşteriye takıyoruz efendim” dedi nazik görevli…

Kendimi o anda, “köydeki keçi” gibi hissettim…

Beş yıldızlı bir otelde, “kayıp kaçağı” önlemek için müşteriler damgalanıyordu…

Şok geçirdim… Pakistan’da oy kullanan seçmenlerin parmaklarını kırmızı boya ile işaretleyen “anlayış”ın turizmimize yerleşmesinden hiç de hoşnut olmadım…

“Ne yapalım, kurallar böyle…” dedi görevli…

Dönüp gruba baktım, hepsi “damgalı”…

Muzipçilik yapmama imkân yok…

Oraya, yılbaşını geçirmeye, gruptaki ona yakın çocuğu, dört tane yaşlı nine ile dedeyi mutlu etmeye gitmişiz…

Gruba karşı “oyunbozan” ya da “isyancı” olmak istemiyorum…

Çaresiz; sol elimde, üzerinde “Salamis otel”in reklamı olan; çözülmez, sökülmez bilezik biçimindeki plastik bantla odaya yürüdüm…

Etrafıma bakıyorum, turistlerin bileklerinde dolaşıyor gözlerim…

Sanki onları “mühürlemek” benim suçummuş gibi utanıyorum…

Ülkenin en güzide otellerinden birinde, daha ilk anda depoladığım “moral”le 2017’ye gireceğim…

Düşünüyorum, kendi kendime sorular sorup anlamaya çalışıyorum:

Bu otelde dışarıdan, çevre köylerden insanlar gelip avantadan yemek yiyor ve “otel müşterisi”ni ayırdetmek için böyle ilkel bir yönteme başvurmak zorunda mı kalıyorlar?

Böyle olsa bile, büyük kuruluşlara bu yakışır mı?

Herkesin elinde zaten “Oda kartı” var… Görevliler kuşkulandıkları zaman, onu göstermenizi talep edemezler mi?

Kısacası; daha “nazik” bir yöntem bulunamaz mı?

Böylesine bir işletme “kayıp kaçak” konusunda bütçesinde ayarlamalar yapmayı bilemeyecek durumda olabilir mi?

Gerçekten Salamis’e ve turizmimize yakıştıramadım…

Keşke “yakıştıramadığım” şeyler bu kadarla sınırlı kalsa…

Yerleştiğimiz “bungalow”da, çeşmelerden akan paslı kahverengi sulara “müsamahalı” bir bakış fırlatırken, bunu “keçi kurdelesi” kadar kafaya takmamaya karar verdim…

Kahverengi paslı sular akarken, “Herhalde uzun süredir bu oda kullanılmadı da ondan” diyerek bu durumu beynimde “tolere” etmeyi başardım…

Ama aynı “anlayış”ı, kocaman yemek salonundaki “su sebili”nden akan kirli bulanık suyu gördüğümde hissetmedim…

Tam tersine torunum, sebilin çeşmesinden akan bulanık suyu içmeye çalışırken, nazik bir görevli bizi görüp yanımıza geldiğinde “sinirlenmemek” için kendimi zor tuttum…

Çünkü az önce önümdeki insanlar o sebilden su doldurmuş ve masalarına gitmişlerdi…

Görevli, sebili açtı, suyu boşalttı, bana da “öteki sebili kullanın” tavsiyesinde bulundu…

Öteki sebile gidip çeşmenin düğmesine bastım, ama o sebil hiç çalışmıyordu…

Aslında, torunumun o pis, bulantılı suyu içmesini önlediğim için, sebilden su içenlerden daha şanslıydım…

Gene de “Olur böyle vakalar” modunda sürdürdüm otelciliğimize yönelik “anlayışımı”…

“Bu insanlar ne büyük zorluklarla turizmi ayakta tutmaya çalışıyorlar” diyerek toleransımı sıvazladım…

Yemekleri dikkatlice inceledim… “Keşke yılbaşı nedeniyle turistlere kültürümüzde var olan Gollifa dağıtsalardı” diye geçirdim içimden…

“Başka otellerin yaptığı gibi, ceviz macunu verselerdi… Ya da ne bileyim menüde; üzerine hellim rendelenmiş “Magarına bulli” de olsaydı… Hellimi özellikle arayıp talep eden müşterilerin tepkisi çok anlamlıydı yılbaşı gecesi…

Otelde “Kıbrıs” adına, yabancıları etkileyecek, onlara “Kıbrıs’a gittik” dedirtecek hiçbir şey yoktu…

Hatta odalardaki televizyonlarda yerli kanalların bazıları yoktu…

Otellerimizin yemek ve eğlence düzenlerine “Kıbrıslılık” damgasını vurmalıdır. Yüzlerce turist ülkesine dönerken “Kıbrıs Türk kültürü”nün tatlarını iliklerine kadar duyumsamalıdır.

Hatta bu; yıldızlı oteller için “zorunlu” olmalıdır…

Bu konuda; Turizm Bakanlığı’na, Oteller Encümeni’ne, Otelciler Birliği’ne görevler düşmektedir…


Bu makale 938 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar