18 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

Bu 'traji-komik' tarihin tekrarına hayır…



Geçitkale’de (Lefkonuk) yaşayan yeğenim Derviş Garip; ölüm korkusunu birkaç kez “iliklerine kadar” duyumsadı…

Kıbrıs’ın etnik çatışmaları içinde “savaş”ı, esirliği, göçmenliği, tutuklanmayı, karakolda dövülmeyi; sindire sindire tattı…

Ancak ne “garip”tir ki; “anı”larını aktarırken, yaşadıklarının “acı”larına değil, “tuhaflıkları”na odaklanan ilginç bir “üslup” geliştirdi…

Gözlemlerini, deneyimlerini dinlerken, insan “üzülmek” yerine, kahkahaya boğuluyor…

Kısacası; tıpkı soyadı gibi, “garip” bir söylemle yakın tarihimizin “acı”larını hallaç pamuğu gibi atarken, gerçek bir “Kıbrıslı”nın, duygu dünyasından kovduğu “yük”lerle, nasıl hafiflediğine, yaşama nasıl anlam kattığına tanıklık ediyorsunuz…

Yeğenim Derviş Garip, usta bir mizah yazarı kıvraklığı içinde; yaşadıklarını sıkça dost sohbetlerinde paylaşırken siyasal kaygılara tutsak olmuyor, anlattıklarını öfke, kin ve nefret duyguları ile örgülemiyor…

Yaşadığı “traji-komik” olayları; tatlı bir “gülümseyiş”le ve “nükte” kıvamında aktarıyor…

Derviş Garip’le (Deran) geçen hafta Genç TV’de yayımlanan “Doğruya Doğru” programı için bir söyleşi gerçekleştirdik…

Çok ilgi gören bir program oldu…

Bize, torunlarından birinin üniversitede mezuniyet tezi için bir filme dönüştürdüğü bu “acı”larla dolu anılarını “renkli” bir ritim içinde anlattı… 

Derviş Garip; 2 Ocak 1964 günü Lefkara’nın tüm köy halkı, (benim ailem de birlikte) dağları aşarak Geçitkale’ye (Köfünye) göç ettiğinde henüz liseyi yeni bitirmişti…

TMT üyesi değildi. Onu, tüm gençler gibi hemen “Mücahit” yazdılar… “karargah”ta görevliydi…

Geçitkale (Köfünye) etraftaki köylerle birlikte büyük bir “Türk kantonu” haline gelmişti.

Lefkara’dan buraya göç edenler, birkaç gün sonra köylerine döneceklerini sanıyorlardı.

Ancak günler geçiyor, “göçmenlik” sürüyordu…

Lefkaralılar, dağlardan köylerine ulaşıyor, acil ihtiyaç duydukları eşyalarını toparlayıp yeniden Geçitkale’ye dönüyorlardı…

Sefer Dayı da (Babamın amcası) eşeğinin üstünde Lefkara’ya gidiyor ve Rumlar’dan konyak ile Zivaniya satın alarak Geçitkale’de bunları gizlice pazarlıyordu…

Derviş Deran anlatıyor:

Bölgenin Komutanı Türkiyeli idi. İçki yasağı koymuştu. Özellikle Boğaziçi (Aytotro) köylüleri alkolü çok seven insanlardı. Çatışma nedeniyle içkisiz kalmışlardı. Sefer Dayı da bunlara  Rumlar’dan aldığı içkileri satıyordu. Komutan hemen Sefer Dayı’yı tutuklattı. Yerli komutanlara da “Bu adamı dövün” talimatı verdi ve sorgulamayı yan odadan izlemeye başladı. Yerli Komutan, Sefer Dayı’yı döver gibi yaparak, elini masaya vuruyordu… “Söyle… Bu içkileri kime satıyorsun? Söyle…” derken, bir yandan da kaşlarını yukarıya kaldırarak “sakın ha söyleme” mesajı veriyordu. Çünkü Sefer Dayı’nın içki sattığı kişilerden biri de, bizim yerli komutanın babasıydı. Tabii Sefer Dayı, durumu anlamadı, Lefkaralılara has “söylem”i ile şöyle bir yanıt verdi:

-Seyleycem, seyleycem komutan efendi, ama hoşuna gitmeyecek…

Tabii bu arada, Sefer Dayı’nın bir türlü konuşturulamadığını gören TC’li Komutan, makam odasından çıktı ve yanımıza geldi. “Getirin o sopayı da konuşur mu konuşmaz mı siz görün” diye bağırdı…

Biçare Sefer Dayı, “sopa” kelimesini ilk defa duyuyordu. “Ma üşümedim ya komutanım…” dedi…

Sefer Dayı, Komutan’ın ona, üşüdüğü için “soba” getireceğini sanmıştı…

Sefer Dayı, hem Rumlar’dan hem de Türkler’den sürekli “ceza” niyetine dayak yiyordu.

Bir gün, “Kızılay Yardımı” almak için, köyde yiyecek kuyruğuna girdi. Sırası gelince, yerli komutanlardan biri muziplik olsun diye “Sefer Dayı, adın listede yok, veremeyiz sana” dedi…

Sefer dayı’nın yanıtı şu oldu: “Ya dayak listesi olunca, en başına beni koyarsınız da; yardım listesinde neçin yokum…”

Derviş Garip, programda daha birçok “anı”sını bizimle paylaştı… Bir tanesi de şöyle:

15 Kasım 1967’de Rumlar Geçitkale’ye (Köfünye) giriyor ve sivil halkı köy kahvehanesine topluyorlar…

Rum askerlerinden biri “Susadık” deyince, hemen koşarak buzdolabını açtım ve silâhlı askerlere kola dağıtmaya başladım… Kahvehane sahibi uzanıp kulağıma şöyle dedi: “Yetişir be… Boşalttın bize buzluğu… Kim ödeyecek be bunları?”

Rum askerleri bizi o akşam sıraya dizdiler. Ellerimiz başımızın üstünde olmak koşulu ile köy içinde yürümeye başladık. Bakkal Şevket Dayı da esirler arasında idi. Dükkânının önünden geçerken, bir de ne görsün… Rum askerleri içeriye dalmış, yağmalamaya başlamış… Şevket Dayı, hemen yanındakilere seslenmiş: “Be köylüler, bakın be bakalım, tartarlar da alırlar…”

İşte Kıbrıs’ın yakın tarihi böyle…

Dayak ile muziplik iç içe…

Korku ile kahkaha yan yana…

Trajedi ile komedi birbirine kur yapıyor…

Sefer Dayı’lar iki tarafın tokadını yiyor…

Mücahit Komutanı, TC’li komutan köylüsüne dayak atmasın diye yalana sarılıyor…

Ve tüm bu “anı”lar tam da bugün bize bar bar bağırarak şunu söylüyor:

Bunları yeniden yaşamayın… Ne savaş, ne göçmenlik, ne dayak, ne komutan, ne Kızılay, ne yağma…

İnadına “ÇÖZÜM”…


Bu makale 1419 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar