16 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

Ankara’nın bir eli yakamızda… Öteki neremizde?



“Ankara, yakamızdan elini çek…”

Geçen hafta bu zengin “içerikli” sloganın etrafında dört döndük…

Yaratıcı gücümüzle harika ama işe yaramaz “teori”ler ürettik… Trafik cinayetini Ankara’ya bağladık…

Medyamızın bir bölümü “etik” dışı saldırılarla insan haklarını, çocuk haklarını ayaklar altına aldı…

“Suçlu”ları ilan edip yargıladık… Milliyetçiliği patlatanlar olduğu gibi, solculuğu maskaralığa dönüştürenler oldu…

Oysa konu çok yalındı: Alışkın olduğumuz trafik cinayetlerinden biri daha işlenmişti ve kaybettiğimiz canlar karşısındaki “aciz”liğimiz kızgın bir öfkeye dönüşmüştü…

“Acizliğimiz” neydi?

Bir: Trafikte can kayıplarını önleyecek bir karayolları “alt yapısı” kurmakta “aciz” kaldık…

İki: Özellikle ağır vasıtaların “canavar”lar gibi yollarda terör estirmeleri konusunda “aciz” kaldık…

Üç: Özel sektörün bu canavarları teslim ettikleri “sürücü”lerin, nitelik standartları ve denetimi konusunda “aciz” kaldık…

Dört: Öğrenci taşımacılığı konusunda kullanılan araçların standartlarını belirlemede ve denetlemede “aciz” kaldık…

Aslında, acizliğimizi “ikinci çoğul şahıs” formatında sundum ama gerçek şu ki “aciz” olan; siyaset kurumunun ta kendisidir… Yani ülkeyi yönetenler ve muhalefet edenlerdir…

Gençlerimizin meydanlarda “Katil devlet” diye haykırmalarını, kimse üstüne almasa da gerçek ne yazıktır ki budur…

Eğer, iyi bir “yönetim”e sahip olsaydık, çalışma izni bitmiş bir genç, o kocaman “canavar”ın direksiyonuna geçemeyecekti. O kocaman araç, o saatte o yolda seyredemeyecekti… O küçük minibüs bu kadar kolaylıkla ezim ezim olmayacaktı…

Tüm bunlar aslında birer “yönetim” zafiyeti… Kendimizi acımasızca sorgulamamız gereken yanlışlarımız, eksiklerimiz…

Hiçbirinin Ankara ile doğrudan bire bir “ilgisi” yok…

Ağır bedeller ödediğimiz bu tür “beceriksizliklerimiz” gösteriyor ki; biz bu “devlet” kurma işini başaramadık…

Bir “devlet”in insanlarına karşı ödevlerini anlamadık…

Kıbrıs’ın kuzeyinde kurduğumuz “rejim”in kalibresini ayarlayamadık…

Bir kısım siyasetçimiz, (ki genelde sağ partilerin geleneksel politikaları bu yönde oldu) “yaka”yı Ankara’nın eline teslim ettiği ve kendisi de yan gelip yattığı için “uzmanlık” isteyen bu alanlarda çuvalladık…

Öteki bir kısım siyasetçimiz ise (Bunlar da başta CTP olmak üzere hükümet eden sol partilerdir) proje bazlı değil, slogan bazlı siyaset yaptıkları için çuvalladık…

Peki, sivil toplum ve sendikalar bu “tablo”nun neresinde?

Bu alanda da “pozisyonlar” kilitlenmiş durumda… Üretkenlik söz konusu değil… Muhalefet etmekte “uzmanlaşmış” sendikalar ve kitle örgütleri, sokaklarda harikalar yaratıyorlar… Öfkeyi iyi örgütlüyorlar, dikkatleri istedikleri noktalara odaklaştırıyorlar ama sonuçta insanımız daha kaliteli bir yaşam standardına kavuşamıyor…

Sadece öfkesi güçleniyor, yönetenlere karşı tepkisi katılaşıyor, dilini bozuyor, davranışları haşinleşiyor ve “sosyal medya”da patlayarak yerine oturuyor…

Ne yazık ki bu “korkunç” olay da “kanıksama” kültürümüzün duvarlarına vuracak ve bir sonrakine kadar öylece bekleyeceğiz…

Bu; Serdar Denktaş’ın açıklamaları ile de anlaşılmış bulunuyor…

Sayın Bakan’a göre trafik cinayetlerinin suçlusu “yollar”ımız… Bu yüzden devlet çalışanlarından keselim, yollara harcayalım…

Tamamen “saçma” bir yaklaşım…

Denktaş’ın elinin altında rakamlar yok mu? Bu ülkede devletin; araç vergileri, ruhsatlar, ehliyetler, araba ithalatı, cezalar, muayene ücretleri, akaryakıt vergilerinden topladığı paraların miktarını  bilmiyor mu?

TC’nin yaptığı “altyapı” katkıları için ayrılan paraların “proje” yokluğundan Türkiye’ye geri gittiğini bilmiyor mu?

Fiyat İstikrar Fonu’nun, Gümrük gelirlerinin “ana” kaynağını araçlar ve akaryakıtın oluşturduğunu bilmiyor mu?

Rum tarafındaki bir binek aracı ile Türk tarafındaki aynı marka bir aracın fiyatlarındaki “fark”ın onbinlerce Euro’ya denk geldiğini ve bu paranın bir “ceza” gibi devlete ödendiğini bilmiyor mu?

Maliye Bakanı’nın “yanlış” teşhisi ve “yanlış” önerisi “siyaset” kurumunun çözüm üretemediğini göstermesi bakımından önemlidir…

Bunun da başlıca nedeni; ülke siyasetinde etkili olan iki ana sınıfın varlığıdır. Birincisi; inşaat müteahhitleri… Öteki ise araba ithalatçıları ve galericiler…

Bugün tarlalar, vadiler, kıyılar yarım inşaatlarla doldurulmuşsa, dağlarımız delik deşik ise, yollarda mesai saatlerinde dev araçlar seyredebiliyorsa bunun başlıca nedeni bu sınıfların siyaset üstündeki gücüdür…

Ne sağcı hükümetler, ne de solcular bu döngüyü ve ayrıcalığı kırabildiler…

Bunları sivil toplum da, sendikalar da konuşmuyor…

Peki ne yapıyor? Yaşanan trafik cinayetinin oluşturduğu “hassas” ortamın rüzgârı ile “Avrupa saati”ne yükleniyor…

Gözü yalnızca Ankara’yı görüyor…

Tabii bu arada kendi “sorumluluklarımız” da, işbilmezliklerimiz de arada kaynıyor… Kimse kendinde suç ve sorumluluk aramıyor…

“Ankara elini yakamızdan çek…” elbette doğru zamanda, doğru yerde harika bir slogandır…

Ama, Ankara’nın iki eli var… Biri yakamızda ise, öteki de cebimizdedir…

Yakamızdan elini çeksin, doğru… Ama cebimize trilyonları akıtan eli ne olacak?

Onu da çeksin mi?

Var mı “iki elini de çek” diyen biri?


Bu makale 297 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar