16 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

20.yüzyıl sosyalizminin öncüsüydü…



Uzun yıllar önceydi…

Meksika’da, ünlü Garibaldi meydanında kocaman hasır şapkaları, topuklu ayakkabıları ile müzikçi “Mariachi”lerin gitar konserinin büyüsüne kapılıp gitmiştik…

Etraftaki kaldırımlarda “sokak ressamları” harikalar yaratıyordu…

Henüz ilkokul çağındaki çocuklar, fırça darbeleri ile 5-10 saniye içinde kocaman bir “Che Guevera” portresi çiziyorlardı…

Adeta makineleşmiş süratli bir “tempo”yla, ama özene bezene “Che”nin saçını, burnunu, purosunu tuvale çizerken onları izlemek müthiş bir keyifti…

“İçselleştirmek” bu olsa gerek…

Devrimci Che; bu coğrafyadaki çocukların beynine, gönlüne, kalbine nakşolmuş…

Önceki gün; Fidel Castro’nun ölüm haberi geldiğinde, dünyadaki tüm devrimcilere, sosyalistlere, komünistlere “esin kaynağı” olmuş bu “efsane ikili”yi düşündüm…

Kütüphanemde yıllar önce okuduğum 700 sayfalık kocaman bir kitap vardı… “Fidel Castro… My Life”
Sayfaları sökülmüş, sararmıştı… Üstelik yazıları çok küçüktü… Okumakta zorlandım doğrusu…

Ama inatla, birçok bölümü yeniden bir daha okudum…

İspanyol duayen gazeteci Ignacio Ramonet, Kübalı “Başkomutan” Fidel Castro ile iki yıl boyunca yüz saat süren bir söyleşi yapmış…

Doğduğu yerleri, günlük mesaisini, dostlarını, uğraşlarını yakından gözlemlemiş ve Castro’nun ağzından yaşamını, en ince detaylara kadar yazmış…

Castro; İspanya’dan Küba’ya göç eden babasının nasıl zengin olduğunu, kendisinin sınıfa bile girmeden nasıl “hukuk” okuduğunu, üniversiteye girene kadar hiçbir politik düşünceye sahip olmadığını anlatıyor bu kitapta…

Castro; Marksizmi üniversitede öğrenmeye başladığını, Komünist Manifesto’yu öğrenci iken okuduğunu ve sonunda “Marksist-Leninist” bir devrimci olduğunu anlatıyor… 

Ramonet; Castro’yu “20. yüzyıl sosyalizminin öncüsü” olarak tanımlıyor ve onun “sosyal adalet şampiyonu” olduğunu savunuyor.

Ramonet’e göre Castro; “20 yüzyılın efsanevi isyancıları” olan Nelson Mandela, Ho Chi Minh, Lulumba ve Che Guevera gibi çağdaşları ile birlikte “kutsal bir dev” olarak tarihte yerini alacak…

Kitapta Castro, kendi döneminde Amerika’da 10 başkanın görev yaptığını ve “Küba devrimi”ni yıkmak için Amerikan yönetimlerinin harcadığı paraları, düzenlediği darbeleri, kendine yönelik suikast girişimlerini (CIA sekiz kez Castro’yu öldürmeye teşebbüs etti.) anlatıyor ve “Başkanların en tehlikelisi George W. Bush idi” derken Carter’in, ilişkileri düzeltmeye çalıştığını da söylüyor.

Kitapta altını çizdiğim yerlerde gezindim bir süre…

1953’te, Küba’da yönetimde bulunan ABD yanlısı General Batista’ya karşı ilk “kalkışma”da Castro yakalanıyor ve 15 yıl hapse mahkûm ediliyor. Mahkemede kendi kendini savunurken söylediği “tarih beni aklayacaktır” sözleri “Küba devrimi”nin adeta sloganı haline geliyor.

Arkasından Castro, Batista tarafından affediliyor ve Meksika’ya sürgüne gönderiliyor. Orada Che Guevera ile tanışıyor.

Silahlanma, dağlara çıkma döneminin ardından 1 Ocak 1959’da devrimci güçler, Havana’ya giriyor…

Tabii Amerika da boş durmuyor… Kendi çöplüğünde, yani Latin Amerika’da “komünist rejim”lerin kökleşmesine karşı müthiş bir savaşa girişiyor…

Küba’yı dünyadan izole etmek için ticari ambargoya başvuruyor.  Aradan geçen yıllar içinde “esneklik”ler olsa da, hâlâ bazı alanlarda ABD’nin Küba’ya yönelik “izolasyonlar”ı sürüyor.

1961’de “Domuz Körfezi”ne çıkarma yapıyor… Ama başaramıyor…

62’de “Füze Krizi” patlak veriyor. Rusya’nın Küba’ya füze yerleştirmesine karşı çıkıyor. Sonunda iki taraf  “nükleer başlıklı füzeler”i kaldırmayı kabul ediyor. ABD de Türkiye’deki füzelerini söküyor…

Ramonet’in kitabında Castro; Küba’daki “devrim” yıllarını geniş biçimde anlatıyor…

Özellikle komünist rejimde eğitim ve sağlık reformlarının Küba halkında yarattığı “değişim” Castro’nun gurur kaynağı… Evsizlere konut yapımı, ekonomideki reformlar, işsizlere iş temini gibi konular da “devrim”in başarıları olarak anlatılıyor.

Küba devriminde atılan ilk adımlar; Amerikan petrol rafinerilerinin ve fabrikaların kamulaştırılması, toprak reformu, çevre reformu da Castro’nun ağzından anlatılıyor…

Castro, Che Guevera’nın “Küba devrimi”ne yaptığı katkıları, onun “ekonomik deha”sına vurgu yaparak anlatırken, Che’nin Küba’da devrimci yönetimle yaşadığı görüş ayrılıklarını da inkâr etmiyor.

Tabii; Castro, batılı anlayışa göre “demokrat” değildi, bir diktatör idi… Batista’yı devirdiğinde 600’e yakın kişiyi idam etmişti. Tek partili rejimin karşıtlarını hapishanelere dolduruyordu.

1980’de 125 bin Kübalı, ABD’ye kaçmıştı. Önceki gün Castro’nun ölüm haberini veren batılı TV’ler ABD’deki Kübalıların Miami’de Castro’nun ölümünden dolayı yaptıkları kutlamalara geniş biçimde yer verdiler.

ABD-Küba ilişkileri son yıllarda iyiye gidiyor…

Amerika; kendi egemenlik alanında, arka bahçesinde bir “komünist rejim”e tahammül göstermeyi öğrendi.

2015’te Obama, Küba’yı “terörist ülkeler” listesinden sildi. Mart 2016’da Havana’yı ziyaret etti.

Ramonet’in kitabın önsözünde belirttiği gibi; Küba, artık Latin Amerika’da yalnız değil…

Venezuella, Brezilya, Arjantin, Nikaragua ve daha niceleri var Castro’nun devriminden etkilenmiş…

Kimse diyor Ramonet; Küba’da “perestroyka”, çok partili seçimler ya da politik açılım beklemesin…

Komünist rejim sürecek…

9 gün “yas” ilan edilen ülkesinde, Latin Amerika’da ve dünyada Castro “Sosyalizmin sembolü” olarak yaşayacak…

 


Bu makale 173 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar