18 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

'2. Ganimet Dönemi' ve Müteahhitler...



Hiçbir “patlama” hayra alamet değil... Hiçbir “patlama” insanca değil...

Bu tümceleri, 2004 yılından 2009’lara kadar her öğlen, radyo programında sıkça kullandım...

“İnşaat patlaması”nın, siyasetçileri hopur hopur oynattığı yıllardı...

“Devlet”in en tepesindeki siyasetçi bile; dağların, vadilerin, kıyıların beton inşaatlarla kaplanmasından “medet” umuyor, televizyon programlarında bunu “kalkınma” olarak gösteriyordu...

Sanki Rumlar’a “Annan Planı’na hayır dediniz ha, her tarafı hallaç pamuğu gibi atalım da görün” dercesine , ülkenin her tarafında bir “yağma dönemi” yaşanıyordu...

Türkiye’deki çok tirajlı gazetelerin bazı yazarları bu süreci “2. Ganimet Dönemi” olarak nitelediklerinde, Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan siyasetçi küplere biniyor, onlara laf yetiştirmeye çalışıyordu...

Bir “sol” parti ve bir “solcu” Cumhurbaşkanı, ganimet topraklar üzerinde “yap-sat”tan oluşan bir cennet oluşacağını hayal ediyordu...

O günlerde, mantar gibi her tarafta biten beton yığınlarını gördükçe kahroluyor, ekranlarda özellikle Cumhurbaşkanı Talat’a eleştirilerde bulunuyordum...

Sayın Talat, Girne’de yaşıyordu ve bu “yay-sat” yağmacılığının merkezi de Girne’ydi...

Bir gün; yıllarca yürüyüş yaptığım Çatalköy’ün upuzun kıyı şeridinde, denizin ta içine kadar giren inşaatların engeli ile karşılaştığımda, Radyo Mayıs’ın mikrofonlarından etrafa öfke saçmıştım...

Kimse bu gidişi durduramıyordu... 2008 yılında 100 milyon doların üzerinde çimento, fayans ve demir ithalatı yapmakla övünüyorduk...

Solcu bazı ekonomistler, ekonominin büyüdüğünü, milli gelirin arttığını söylerken ağızları kulaklarına varıyordu...
Kıbrıs’ın kuzeyi; sakinliğini, bakirliğini, yeşilini kaybederek,  binalarla örülürken, yabancıların buraya akın akın geleceği, paraya boğulacağımız hayalleri ile avutuluyorduk... 

İnşaat müteahhitlerinin önemli bir bölümü, Sayın Talat’la iyi ilişkiler içindeydi. Seçimi kazanması için Girne’de bir otelde başlattıkları yardım kampanyası dillere düşmüştü...

Kısacası; bu ülkede inşaat müteahhitleri, önemli bir zaman kesitinde “siyasal güç” sahibi oldular. Örgütleri, üst makamlarda ve Hükümette etkin rol oynadı. CTP’nin 5 yıl süren hükümet döneminin ikinci yarısında “inşaat patlaması”nın ardından kaçak yabancı müteahhitler için “kayyum” görevi bile üstlendiler. 18/98 ve 19/98 sayılı iki yasa işletilerek inşaat kayıt ve denetiminde söz sahibi oldular.

Ama sonuçta ne oldu?

2. Ganimet Dönemi; bu ülkenin güzelim orman arazilerinde, kıyılarında, dağlarında, vadilerinde; 15 bin yarım inşaatı kaderine terk ederek  tamamlandı...

Kıbrıs’ın kuzeyi tam bir “mezbelelik” görüntüsüne büründü... Girne’den Tatlısu’ya kadar uzanan kuzey kıyı şeridinde sıra sıra yarım kalmış, terkedilmiş villalar, Girne Boğazı ile Lefkoşa arasında dikilen birbirine bitişik apartmanlar; tam bir görgüsüzlüğün, hoyratlığın ve çevreden intikam alan bir cehaletin anıtları gibi bu ülkeyi çirkinleştirdiler, kirlettiler...

Bizim siyaset kurumumuz; bu dönemin tahribatını hiç görmedi. Tarlalarda terkedilmiş yarım inşaatlarla ilgili kimse ortaya bir “proje” koymadı...

Bırakınız siyasetçiyi; meslek kuruluşlarımız da, sivil toplum örgütleri de, fırsatı bulduklarında hiçbir prensibi gözetmeden, siyasetçinin tepesine biniyor, kendi “statüko”sunu sağlamlaştırıyor...

Bunun önemli örneklerinden biri; eczacılar, diğeri  mimar ve mühendislerdir...

Bu nedenle; ülkenin tümü “inşaat patlaması” sürecinde olduğu gibi bir tehdit altına girdiğinde, siyasetçi de sivil toplum örgütü de geleceği değil, kendini düşünüyor ve gelecek nesillere harap olmuş, yağmalanmış bir ülke bırakmaktan zerre kadar utanç duymuyor...

İnşaat müteahhidi sayısı 10’larla ifade edilirken, 2004-2008 yağma döneminde aniden 400’lere tırmanmıştı... Birçok iş insanı bu alana balıklama dalmış, “imar rantı”ndan pay kapmak istemişti. Siyasetçiler ise sağcısı ve solcusu ile bu “yağma”ya katılmış, Girne’de kat sınırlamasının kaldırılmasından tutun da, imara kapalı bölgeleri açmaya kadar çeşitli “katkı”larla müteahhitlerimizin önünü açmıştı...   

Ancak bu “sahte cennet” hayalleri uzun sürmedi. “İnşaat patlaması”nı, bizim siyaset kurumumuz değil, Rum tarafı durdurdu...

Müteahhitler zora girdi... Yaptıkları inşaatlar öylece tarlalarda kaldı... Bu kez TC’li müteahhitlerle kapışmaya başladılar. 

Ama asıl zarar; ülkenin güzelliğine yapıldı... Hem de “ihanet” derecesinde...

Geçen Cumartesi günü inşaat müteahhitleri, genel kurulda birbirlerine girdiler... Toplantı gerçekleşemedi ve ertelendi...

Orada söylenen sözlerden bir alıntı:

“Biz kendi aramızda didişirken, dünya bizi mercek altına aldı. 120 milyar dolarlık Maraş potansiyelini ‘nasıl yeriz’ hesapları yapılıyor...”

Varsın onlar; 120 milyarlık pastadan alacakları payı düşünsünler... Bizim derdimiz; bu ülkenin kuzeyinde harap olmuş dağların, vadilerin, kıyıların nasıl kurtulacağı, bu pisliğin nasıl temizleneceğidir...

Bu konuyu kendine dert edinecek bir siyasetçi, ya da bir meslek erbabı var mı acaba?


Bu makale 4099 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar