16 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Cemal MERT

Cemal MERT

15 Temmuz Darbesi ve Dersler!



18 Temmuz, 2016, Pazartesi günü, Kanal Sim Öğlen Postası programında, Gazete360 yazarı sıfatıyla, gazeteci Meyil Adakul ile, Türkiye’de yaşanan darbe girişimiyle ilgili olarak yaptığım röportajı, yazılı olarak da yeniden paylaşmanın yararlı olacağını düşünüyorum.

“Sayın Mert, Türkiye’deki darbe girişimini konuşuyoruz. Üç gündür gündemimizde olan bir konu... Siz bu darbe girişimini neye bağlıyorsunuz? Bununla ilgili nasıl bir değerlendirme yapıyorsunuz?
 

Çok teşekkür ederim. Biz de birkaç gündür medyadan, köşe yazarlarından, TV kanallarından, sosyal medyadan izlemeye çalışıyoruz gidişi.

Tabii ki biliyorsunuz, 2002 yılında, AK Parti, iktidara gelmesinden buyana, sürekli seçim kazanarak, Türkiye’de yönetime her alanda hâkim olmuş durumda. Ve AK Parti’nin ve özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın baskıcı ve diktatoryal eğilimler çerçevesinde muhalefeti sindirme, işte Güneydoğu’da devam eden Kürtlerle olan savaşın çözüm sürecinden uzaklaşması ve kendi dışındaki medyaya baskı uygulaması; yargı, asker, polis üzerinde sürekli baskı yapmasından ötürü, aslında epeyi zamandır, AKP ve Tayyip Erdoğan karşıtlarının çeşitli yollarla, bir karşı duruş, muhalefet yapma durumu var. Ve bunun bir darbe neticesiyle yeniden gündeme gelebileceğini dillendirenler de olmuştur.

Aslında bu darbeyi, Sayın Tayyip Erdoğan ve AKP karşısında seçim ve demokratik yollarla bir kazanım sağlayamayan; AKP ve Erdoğan’ın uyguladığı baskıcı rejim nedeniyle bunalıma giren bütün kesimlerin tepkisel bir sonucu olarak görüyorum.

Ordu içinde muhtemeldir ki sadece Fethullah Gülen yanlıları değil, Erdoğan ve AKP karşıtı birçok cunta girişimiyle organize olmuş bir darbe olarak nitelendirebiliriz bunu... Tabii darbenin başarısız olmasından sonra Tayyip Erdoğan ve AKP’nin, büyük rakip gördüğü Fethullah Gülen cemaati ve onun paralel yapılanma olarak nitelendirdiği yapıyı sindirmek için büyük bir operasyon başlattı. Ama bu arada muhtemelen o hareket dışında olan diğer muhalif kesimlere de bir baskı gelmesi sözkonusu bundan sonra da diye değerlendirebiliriz.

Yeni bir dalga şeklinde, Türkiye’de Erdoğan yönetimine karşı olan kesimlerin tümü, bir şekilde bu darbe girişimi öne çıkarılarak, tutuklanma veya baskı altına alınma süreci mi yaşayacak?

Şu andaki ilk görünüm böyledir. Umarım ki aklı selim hâkim olur ve gerçekten bu darbeye bulaşmamış veya rol almamış, masum diyebileceğimiz muhalif güçler de sindirilmez; tutuklanma ve baskı yoluna gidilmez. Ancak biliyorsunuz, bu darbe ve iktidar kavgalarının kendi içinde bir mantığı vardır. Ve bu şekilde diktatöryal ve faşizan baskı eğiliminde olan partiler ve liderler, fırsatı ele geçirdiği zaman, her zaman bu baskı dozunu arttırma eğilimindedir. Ama bu baskının çok artması durumunda da, bu oluşan tepkiler daha da büyüyerek devam eder. Ve Türkiye kaosa sürüklenir. Sanırım ki belli bir noktada daha yumuşak açılımlar gündeme gelebilir. Gelmediği takdirde Türkiye’nin iç savaşa kadar sürüklenme riskini akılda tutmak lazım.

Az önce söylediğinizden yola çıkarak; darbe girişimine karşın halkın demokrasiye sahip çıktığı ifade ediliyor ve halkın bu darbe girişimini engellediği söyleniyor. Bu önemli bir not aslında. Ve mutlaka ki tarihe düşecek olan bir not. Ama bugün gelinen aşamada sizin de bahsettiğiniz endişeleri düşündüğümüzde, ciddi bir demokratikleşme süreci doğrultusunda mı ilerliyor, son birkaç gündür gözlemlediklerimiz, Türkiye’yle ilgili...

Bana göre darbeye karşı, -ki benim tweetlerimi izleyenler olmuşsa-, Tayyip Erdoğan’ın açıklamasından önce, ben de, Türkiye’de demokrasi güçlerinin, insanların, sokağa çıkması gerektiğine dair bir tweet atmıştım; dolayısıyla ben, halkın sokağa çıkıp, tankların önüne çıkıp, askerin karşısına çıkıp, darbenin karşısında durmasını, Türkiye tarihi açısından çok önemli, çok tarihi bir nokta olarak görürüm. Bu büyük bir kazanımdır. Ancak burada dikkat ederseniz, Tayyip Erdoğan karşıtı demokrasi güçleri sokağa çıkmakta kararsızlık gösterdiler ve çıkmadılar. Dolayısıyla sokağa sadece Tayyip Erdoğan yanlıları çıkmış gibi görünüyor. Ve özellikle yobaz denecek tipteki insanların medyada ön plâna çıkarılarak, sanki, yobazların, işte İran benzeri bir darbe-devrim yapması gibi bir hava oluşturuldu. Özellikle medyada, kitleler tarafından atılan sloganlar öyle görüldü. Burada tabii ki Tayyip Erdoğan ve AKP yanlılarının sokağa çıkması veya belirli güçlerin provokasyon yapmak maksadıyla, işte askere karşı yapılan uygulamalar, kötü örnekler, şiddet uygulanması ve benzeri, genel kamuoyunun hoşgörmeyeceği çıkışlar abartılarak, bu sokağa çıkma olayı önemsizleştirilmeye çalışılıyor.

Bana göre burada sorgulanması gereken, CHP, HDP ve diğer bütün demokrasi güçleri, niye kendi kitlelerini ilk andan itibaren sokağa indirmediler? Bunu sorgulamak lazım. Eğer Türkiye’de diğer partiler de, diğer demokrasi güçleri de kitlelerini ilk günden, ilk andan itibaren sokağa indirselerdi çok daha renkli, çok daha güzel, çok daha demokratik bir süreç yaşanabilirdi. Ancak Türkiye’de demokrasi güçlerinin bu darbe karşısında tutuk kalmaları ve AKP ve Tayyip Erdoğan’ın da, sanki böyle bir darbeye önceden hazırlıklıymış gibi kendi kitlelerini, kendi örgütlerini, kendi ideolojik renklerini sokaklara ve meydanlara taşıması, elbette, onların güçlenmesi leyhinde bir sonuç doğurdu. Dolayısıyla burada, demokrasi yanlısı ve darbe karşıtı güçlerin, bana göre, erken bir safhada, belki de AKP’lilerden ve diğer tutucu kesimlerden önce sokağa inmeleri, Türkiye’deki demokratik gelişime daha çok katkı yapabilirdi.

Ancak şu anda, kitle psikolojisi, linç kültürüyle birlikte, kitleler daha radikal sağ ve dini unsurlarla sokağa çıkmış gibi görünüyor. Ama bu, sokağa çıkılmış olması ve darbenin de önlenmiş olmasının önemini küçültmez. Bence, eğer bu darbe başarılı olmuş olsaydı, Türkiye çok daha büyük zarar görecekti.

Elbette, AKP ve Tayyip Erdoğan’ın yaptıkları veya bu kitle psikolojisi içerisinde demokrasi karşıtı, laiklik karşıtı güçlerin ön plânda olması bir sorundur. Bunun yolu da demokrasi mücadelesini yükseltmekten geçer.

Beğenmediğimiz veya yanlış uygulamalar yapan, baskıcı uygulamalar yapan iktidarlara karşı askeri darbeyi savunmak doğru değildir. Bu, demokrasiyi ve sol güçlerin siyaset yapma zeminini daraltır. Dolayısıyla aslında, demokrasi güçlerinin darbenin nereye gideceğinin rengi belli olmadan önce sokağa çıkmaması, bir zafiyetti. Bunu AKP ve Tayyip Erdoğan değerlendirmiştir. Bu bir sonuçtur tabii ki; böyle değerlendirmek lazımdır.

Ben çok üzgünüm ki, Kıbrıs’ta da medya veya sosyal medya üzerinden görüş bildiren demokrat, aydın ve sol kesimin (henüz) sağlıklı bir değerlendirme yapamadığını, çoğu zaman görüyoruz. Bizde de partilerin, sol partilerin, henüz daha darbeyi yorumlayıp ilkesel ve demokratik bir çizgide, prensipli bir şekilde kendi tabanlarını, kitlelerini aydınlatamadıklarını görüyoruz. Birkaç bildiriyle veya birkaç tweetle yetindi, Kıbrıs’taki demokrasi güçleri de.

Bana göre bundan çok iyi bir ders çıkarmamız lazım. İlk andan itibaren, keşke bütün demokrasi güçleri de sokağa inseydi; meydan sadece AKP yanlılarına kalmamış olsaydı diye söyleyebiliriz.

Ancak şöyle birşey var; bundan sonra demokrasi güçleri için de meydan meşrulaşmıştır, sokak meşrulaşmıştır. Biliyorsunuz, daha önce 2013 Haziran ayında “Gezi Olayları” yaşanmıştı. Ve aynı Tayyip Erdoğan ve AKP, Gezi olaylarına karşı, - sokağa çıktıkları için, - büyük bir hoşgörüsüzlük, çok büyük bir baskı ve şiddet uygulamıştı.

Bence, bundan sonra artık sokak ve meydan meşrudur. Demokrasi güçleri de aynı şekilde, günü geldiğinde, ihtiyaç olduğunda, kendi kitlelerini daha rahat sokağa indirme imkânlarını kullanabilmelidirler. Bu uğurda mücadele etmelidirler.

Bunu tersten okuma şansımız var mıdır? Yani bugün aslında, Türkiye’deki sol partilerin veya diğer siyasi partilerin de, kitlelerini sokağa indirmeleri gerektiğinden bahsettiniz. Ama o geceye dönecek olursak, yani işte Sayın Erdoğan’ın yapmış olduğu çağrı üzerine, vatandaş sokağa inmeye başladı. Ve darbeye karşı, olası bir darbeye karşı tepkisini dile getirdi. Zaman zaman sokakta ne yazık ki çok üzücü bazı olaylar yaşandığını da biz görüyoruz, izliyoruz bir şekilde...

Ama öyle diyorsunuz da, Türkiye’de biliyorsunuz, 1 Mayıs’larda, kitlesel gösteriler yapıldığında, bir sürü mağazaların camları kırılırdı, zarar ziyanlar, çatışmalar falan olurdu. Türkiye’de bu kadar büyük kitlenin sokağa çıkması ve böyle bir darbe anında bile, çok çok büyük yıkımlara sebep olmaması; aslında (burada) bir aklı selimin de olduğunu görmek lazım. Ama tabii ki bir kitle psikolojisi, bir linç kültürü de var Türkiye’de. Bunların da hepsinin kontrol edilmesi kolay değil. Yine de eski sokak olaylarını kıyaslarsak, Türkiye açısından çok büyük bir yıkım olmamasını da olumlu olarak değerlendirmek lazım.

Şunu söylemek istiyorum size, belki de söylenenlerin dışında, söylenmeyenlere de bakmak gerekecek önümüzdeki günlerde. Yani bu linç girişimi sonrasında veya işte buna yönelen gruplar olmuşsa, bunların ortaya çıkardığı sonuçları belki bugün görme şansımız olmayacak ama bir gün tarihe baktığımızda, birileri bunları not edecek, diye tahmin ediyorum.

Mutlaka bunların dersinin çıkarılması lazım. Ama benim üzüntüm, Tayyip Erdoğan kendi kitlesine, “sokağa çıkın” dediğinde, - ve dikkat ederseniz, Skype’tan TV’lere bağlandığı zaman Tayyip Erdoğan, ilk başta ne kadar korku ve endişe içinde olduğunu, yüz hatlarının ne kadar stresli olduğunu hissedebiliyordunuz. Sesinin titrediğini bile hissedebilirdiniz. İlk başta telefondan yayınlara bağlandığı zaman, ciddi sıkıntı ve stres içindeydi. O anda, daha darbenin ne şekil alacağı belli değildi. Ve kitleleri çağırdı. O, onun için bir çıkış noktası olabilirdi. - Ama o ana kadar keşke diyorum, Türkiye’de demokrasi güçleri kendi kitlelerini çağırıp, rengini kendisi verseydi. Bugün demokrasi güçleri bir şekilde tekrar sokağa çıkabilir ama şu anda artık sokağın rengi Tayyip Erdoğan ve AKP yanlıları tarafından verilmiştir. Dolayısıyla bunu ters çevirmek, demokrasi leyhine kazanıma döndürmek, önümüzdeki dönemde sıkıntılı olacak diyorum. Keşke baştan AKP’liler inmeden, darbe karşıtları, demokratlar, aydınlar, solcular, cumhuriyet yanlıları inebilselerdi. Biraz geç kaldılar. Mesela CHP çok geç tepki verdi. HDP daha önceden daha tutarlı bir tutum aldı darbeye karşı. Ama daha radikal bir çıkış yapsalardı, belki bu darbeden, daha demokratik ve özgürlükçü sonuçlar çıkabilirdi.

Ben, şu andaki başlatılan tasfiye operasyonlarıyla birçok insanın, yani Fethullah Gülen yanlısı olmayanların da büyük zarar göreceğini ve bir süre demokrasinin, zaten çok zayıf olan demokrasi ve demokrasi kültürünün zarar görebileceğinden endişeliyim.

Peki, Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklama yapması, kitleleri sokağa yönlendirdi, bu noktada diğer partilerin kitlelerinin de sokakta olması gerektiğini söylüyorsunuz. Ama örneğin, kitleleri harekete geçirecek bazı unsurlar da o akşam kullanıldı. Yani camilerden selâlar okutuldu; bildiğiniz üzere... Şimdi bu, o halde şu izlenimi  yaratmaz mı? Belli bir kitleyi sokaklara ve meydanlara indirmeye dönük bir girişim olarak algılanmaz mı? Yani diğer siyasi partilerin kitleleri de bunu bu şekilde okumuş olabilirler mi?
 

Evet, tam da öyledir. Çünkü belli olan şudur: Türkiye’de çok şiddetli bir iktidar kavgası var. Ve bu iktidar kavgasının maalesef ki demokratik yöntemlerle olmadığı, Güneydoğu’da büyük bir içsavaşın devam ettiği, diğer taraflarda da AKP karşıtlarıyla AKP’liler arasında büyük bir siyasal gerilimin olduğu, terör olaylarının son bir yılda Türkiye’de çok arttığını, biliyoruz. Dolayısıyla böylesi şiddetli iktidar kavgalarının, kan akıtarak, silah kullanılarak, bombalar ve terörle birlikte yürütüldüğü bir ülkede, darbeye maruz kalan AKP ve Tayyip Erdoğan’ın kendi kitlesini sokağa indirerek kendi gücünü perçinleştirmeye çalışması, siyaseten anlaşılır birşeydir. Onaylıyoruz, kabul ediyoruz değil... Mühim olan kendilerine darbe yapılan kişilerin kendilerini savunmaları ve darbeyi püskürtmeleri değildir; mühim olan, darbeye karşı olan, aynı zamanda AKP’ye de Tayyip Erdoğan’a da karşı olanların, darbe karşısında, Türkiye’de ilk anda yeterli bir çıkış yapamayıp, darbenin püskürtülmesinin zaferini sadece ve sadece AKP yanlılarının kutluyor olmasıdır. Bu da onlarda aşırı bir özgüven ve bir saldırganlık psikolojisini arttırdı.

Dolayısıyla bu özgüven ve saldırganlıkla kendi rakiplerini toptan sindirmeye yönelik bir operasyon başlamış oldu.
Bunlar, tabii ki, demokrasinin olmadığı yerlerde her zaman gördüğümüz ve genellikle mağdur insanların ezildiği bir durum. Bu durumda, yani hernekadar, AKP ve Tayyip Erdoğan’a yönelik böyle bir darbe yapılmış olsa bile, bunun püskürtülmesi, maalesef, otoriter eğilimleri olan Tayyip Erdoğan ve AKP’yi güçlendirmiş gibi görünüyor.

Dolayısıyla, darbelere karşı ilkesel tutum almak lazım; gördüğünüz gibi her darbeden sonra, aşırı sağ ve İslâmcı siyaset güçlenerek çıkmıştır, son on yılda, daha öncesinden de... Dolayısıyla baştan beri, AKP’ye karşı darbeci bir anlayışla değil, seçimle, halk oyuyla, demokratik yöntemlerle, demokratik direnişlerle mücadele etmenin daha doğru bir yol olduğu ve bu gibi durumlarda da demokrasi güçlerinin daha atak ve girişken olması beklendiği söylenebilir.

Çok teşekkür ederiz görüşleriniz için, Sayın Mert.”


Bu makale 1010 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar