18 Ocak 2017

GAZETE360 YAZARLARI / Aysu BASRİ AKTER

Aysu BASRİ AKTER

Korkuyorum...




Çok samimiyetle ve dosdoğru söyleyeyim; bu ülkenin ve bu toplumun geleceği için çok korkuyorum.

CTP-UBP Hükümetinin sona ermesi tabii ki sürpriz değildi. Kamuoyunda oluşan genel kanı, hiçbir önerme ortaya koymadan ve aslında hiçbir geçerli gerekçe de açıklamadan yıldırım hızıyla hükümetten çekilen UBP'nin bu kararının arkasında Ankara'nın olduğu.

Bu hükümet çok iddialı programına rağmen, arpa boyu yol alamadı. Refrom bağlamından tek adım atamadı.

Her iki parti de yaptıkları ve yapamadıklarını anlatamadı, anlatma gereği de duymadı.

Halka rağmen halktan uzak bir görüntü çizmenin ötesine geçemedi.

Korkum hükümetin bozulması değil. Korkum siyaset kurumunun siyaset üretmeyecek duruma gelmesi. Bu meclisten iş yapacak herhangi bir hükümet modelinin çıkamayacak olması yanında, seçimin de siyaset kurumunu çalıştıracak bir mekanizma olmaması.

Bu edilgen duruma hiçbir partinin çare üretememesinden korkuyorum.

Başbakan, "hukuk sistemimizi tamamen değiştirmek istiyorlar" diyor.

Birileri istemişse, bunun karşısında duran var mı peki? Ya da dursa değiştirecek bir demokratik refleks taşıyor mu bu toplum? Temel sorun budur.

KIB-TEK'in, Limanların, Telekomünikasyonun özelleştirilmesi talep ediliyor. "Biz yönetemedik"ten öteye bir eleştiri, yapıcı bir eylem ortaya koyan mekanizmalarımız belki çok güçlü olmadı hiçbir zaman ama şimdi artık olanı da yitirmiş durumdayız.

Bu protokolde yeni vatandaşlıkların önünün açılması da talep ediliyor, biliyoruz. On binlerce yeni vatandaştan bahsediliyor.

Kimse bunun sadece toplumsal zararlarını değil, müzakere masasını, çözüm umudunu da ortadan kaldıracağı gerçeğinden hareket edip eylem koyamıyor.

Bu toplum, bu ülke reflekslerini ve kurumlarını kaybetti.

Sonu çoktan belli bir nafile uğraş içinde söylem karmaşası yaşadığımızı düşünüyorum.

Sadece siyaseti siyasetçiyi değil, sivil inisiyatiflerimizi de kaybetmiş durumdayız.

Ekonomik protokolün içeriğine dair gündemde konuşulanlara, suyun özelleştirilmesine, tepki koymayan sendikalar, toplumun sadece 4'te birini temsil eden bir kitle, maaşlarının %40'ını 3 gün geç alacak diye kazan kaldırıyor.

Bu toplumun %75'inin sefaletini, gelecek kaygısını saygısızca hiçe sayan açıklamalar yapabiliyor.

Dahası bu toplumun tamamının gelecek kuşakların hepsinin geleceğinin elinden alınmasına seyirci kalabiliyor.

Bu meclisin yarısı değişti. İktidarlar ağır yenilgi yaşadı. Ama gördük ki, siyasette isimlerin değişmesi yeterli olmuyor. Değişen, gençleşen meclis ve parti yapıları, sistemin dişlileri arasında çiğnenip, ancak itibar kaybediyor.

Türkiye'nin tavrı yeni değil. Kendi stratejisi temelinde yanlış bile değil!

Yönetilemeyen yarım bir toprak parçasında dağıttığı paranın her kuruşunun karşılığını almak istiyor.

Bir çözüm olacaksa masada da çözüm sonrası kurumlarda da en güçlü pozisyonda yerini almak istiyor. Su gibi stratejik bir konu üzerinden güç yaratmak istiyor, bunun için yıllar içinde çizdiği yol haritasında ilerliyor.

Sermayesiyle, siyasetiyle başat olmak istiyor.

Biz hala içi boş bir edebiyatla, Türkiye ile uzlaşmaktan, müzakereden, yanlış algıları düzeltmekten, Türkiyeli bürokratları ikna etmekten bahseden bir siyasi söylemin ötesine geçemiyoruz.

Türkiye yönetiminin ikna edilmesini gerektirecek, diyalogla düzeltilecek bir tarafı yok. Yaşanlar ve talep edilenler, Türkiye'nin istedikleri. Hepsinin kendi çıkarları kapsamında gerekçeleri var.

Suyun da elektrik ve diğer kurumların özelleştirilmesinin de, yargı değişikliğinin de vatandaşlıkların da.
Bu adada herhangi bir çözüm olması, Türkiye iktidarının maksimum çıkarıyla birleşmediği sürece bir fayda sağlamıyor yönetime.

Elinin uzandığı her toprak parçasında güç elde etmek istediği için bir başka yönetimi eleştirmenin ötesinde, o toprak parçasına can verebilmektir marifet. O toprak parçasında bir güç daha olduğunu göstermeden müzakerede taraflar oluşmaz.

Bugün siyasette çareyi seçim sandığında bulamayacağımız aşikar. Parti başkanlarını değiştirmenin partilerin kaderini kurtarmayacağı da öyle...

Bugün hasbelkader seçilmiş ya da siyasette yer edinmiş herkesin ama daha da önemlisi bu toplumun, Kıbrıs sorununun çözümü için ortak bir akıl oluşturup demokrasiyi çalıştıracak mekanizmaları diriltmesi gerekiyor.

Bu en başta Cumhurbaşkanının ve çözüm siyaseti yürüten bütün parti başkan ve mensuplarının sorumluluğudur.  Ama bu toplumda siyaset iddiası olan bütün mekanizmaların ödevidir.

Üstelik oluşturmak zorunda olduğumuz diyalog gelmiş geçmiş Türkiye yönetimlerinden ve dönemlerinden çok daha zor bir yönetim ve dönemle diyalog. Demokrasi ve diyalog kurumlarını tanımayan bir yönetim... 

Ülke geleceğinin karanlıktan nasıl aydınlığa çıkacağını kestiremediğimiz bir dönem...

Ölüm genç yaşlı, sağcı solcu, zengin fakir, güçlü, zayıf ayırmıyor. Ve biz çok net şekilde ölüyoruz...


Bu makale 6387 kez okundu.


MAKALEYE YORUM YAZ
YAZARIN ÇOK OKUNULAN MAKALELERİ


DÖVİZ
DOLAR ALIŞ: 2,97 TL SATIŞ: 3,02 TL
STERLIN ALIŞ: 3,91 TL SATIŞ: 3,97 TL
EURO ALIŞ: 3,31 TL SATIŞ: 3,37 TL
KUR HESAPLAYICISI
=
© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar