16 Ocak 2017

Süleyman Yaşar: Türkiye'ye Yabancı Sermaye Girişi Durma Noktasında

Taraf Gazetesi’nin ekonomi yazarı Süleyman Yaşar’ın bugünlerde iki yeni kitabı raflarda. Hikayesi Biten Ekonomi ve Krizin İşaretleri, Türkiye’deki ekonomik gidişata dair birer başvuru kaynağı niteliğinde. Sevgili Süleyman Yaşar’la Türkiye’nin ekonomik göstergelerini konuştuk. Yaşar, tarımdan ihracata, grevlerden özelleştirmeye birçok konuda, maalesef pek de içaçıcı olmayan, önemli tespitlerde bulundu.

11 Haziran 2015 - 22:13

 

Bilgehan UÇAK--GAZETE360

 

Yazılarınızı takip edenler sizin tarım konusuna büyük önem verdiğinizi bilir. Derin Ekonomi adlı kitabınızda bu konuyu uzun uzun anlatıyordunuz.
Diyorlar ki, postendüstriyel dönemde tarımın bir getirisi yoktur. Yahu olur mu böyle şey! Bir kere stratejik olarak tarım çok önemli. Tarımın istihdam yaratan bir tarafı da var. AKP’nin en başarısız olduğu alanlardan biri de tarımdır. Şöyle düşünün, AKP onüç yıldır iktidarda. Ve Türkiye nüfusu artıyor…

 

 

"Buğday Üretimi 2002 ile Aynı"

Suriyeliler başta göçmenler de geliyor…

Evet, onlar da var artık ama hâlâ Konya Ovası projesi bitirilemedi. Tabii GAP’ın da bitirilemediğini söylemek gerekiyor. Bu durumda, bütün dünyadaki gıda fiyatları düşerken Türkiye’de gıda fiyatları artıyor. Bugünkü buğday üretimimiz, AKP 2002’de iktidara geldiğinde neyse o! Böyle şey olur mu?

 

"İhracat Artmıyor"

Bunun enflasyon üzerinde de bir etkisi yok mu?

Olmaz mı? Var tabii. Ama şu da var, Türkiye devalüasyon yapmasına rağmen hâlâ ihracat yapan bir ülke olamadı. Normal şartlar altında ihracatın zıplaması gerekirdi.

Peki, neden böyle oldu? Şundan oldu, dünyada petrol fiyatları düşerken Türkiye’de neredeyse aynı kaldı. Dolayısıyla, aynı malların dünyadaki fiyatları ucuzlarken Türkiye bu rekabette yarışdışı kaldı. Girdiler o kadar yüksek ki, mecburen malların fiyatları yüksek kalıyor.

 

Dolaylı vergilerin bunda etkisi büyük galiba…

Çok büyük. AKP’nin onüç senede başaramadığı işlerden biri de bu vergi adaletsizliğini düzeltemeyişi. Adaletli bir vergi sisteminiz olmadığında böyle işlerle karşılaşmanız kaçınılmaz. Yoksul vatandaşların vergisi, zengininkinden çok yüksek. Neden? Çünkü sigara alıyor, kıyafet alıyor, yiyecek alıyor, benzin alıyor… Zenginle aynı vergi ödüyor. Onüç yıl tek başına iktidar olup vergide hakkaniyeti bile sağlayamayan bir parti görüyoruz.

 

İhracatın düşük olmasının sebebi belki biraz da “ticarete konu olmayan mallara” yüklenmemizde olabilir mi?

Ekonomide “non-tradable” denir. Ürettiğiniz mal ve hizmetlerin ihraç edilebilir olmaması durumudur bu. AKP, büyüme modeli olarak ihracatı değil, lüks konutu, lüks arabayı, lüks restoranı tercih etti. Sarayları, israfı tercih etti. Şimdi, ihracatla büyümezseniz ne olur, işte böyle gelir bir noktada tıkanırsınız. Tarım ürünlerini bırakın satmayı, dışarıdan almak zorunda kaldık. Böyle şey olur mu? İşte bunlar hep Konya Ovası’nı, GAP’ı tamamlayamamanın sonuçları. Nüfus artıyor ama üretim yerinde sayıyor. Tarımı önemsemeyenler ABD’nin tarımsal ihracatının boyutlarına bir baksın. Türkiye’nin derhal dış ticarete konu olan mallara yönelmesi ve bugünkü lüks konut, lüks araba, lüks restorandan vazgeçmesi lazım. Bunların hangisi döviz kazandırıcı işlemlerdir? Mesela, bu ticarete konu olan işlemler sadece mallar değildir, buna başta turizm olmak üzere hizmet sektörünü de dahil etmemiz gerekir. Turizmi canlandırdığınızda ülkeye döviz girişi olur. Bu size döviz kazandırır. Ama AKP’nin lüks konut, lüks araba tercihi artık yürümüyor. Zaten kendileri ekonomide bir kriz olduğunu itiraf ettiler…

 

"Ali Babacan'ın İmzası Yok Mu?"

Ali Babacan’ın son açıklamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ali Babacan ne diyor? Hukuksuzluktan yakınıyor, öngörülebilir bir hukuki sistem kurmadan ve birinci sınıf bir demokrasi olmadan birinci sınıf ekonomi olmak mümkün değildir, diyor kısaca. E peki o zaman sormazlar mı Babacan’a “siz onüç yılda neden hâlâ bu sistemi yerleştiremediniz?” diye. Hâlâ gelecek zaman kipiyle konuşuyor Ali Babacan. Oysa bunların hepsinin yapılmış olması gerekmez miydi? Nasıl iyinin sorumluluğunu alıyorsa kötü giden ekonominin hesabını da vermelidir.

 

Abdullah Gül, “kız ister gibi istedik Ali’yi” demişti…

İyi de bu son dönemlerde gördüğümüz baskıcı kanunlarda Babacan’ın da bir imzası yok mu? E nasıl olacak o zaman? Niye imza atıyor? Makul şüphe yasasında Bakanlar Kurulu’nun, dolayısıyla da Ali Babacan’ın, imzası yok mu? Peki, makul şüphe gibi keyfi yasaları olan devletlere yabancı yatırımcı gelir mi? Bunları bilmiyor mu Ali Babacan? Zaten iki ihtimal görüyorum ben: Birincisi, bilmiyor, bu vahim bir durum. İkincisi, bildiği halde bilmezlikten geliyor, bu çok daha vahim. Hem hukuktan, birinci sınıf demokrasiden bahsedeceksin hem de ülkeyi boğan, muhalif sesleri kesmeyi amaçlayan kanunları imzalayacaksın? Bundan büyük tutarsızlık olur mu?

Özelleştirmeyle ilgili de bir sorun var galiba artık…

Orada çok ilginç rakamlar görüyoruz. AKP döneminde 47 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı; bunun yanında 151 milyar dolarlık devletleştirme! Özelleştirme dediğiniz nedir? Devletin ekonomideki payının azaltılması. Devletin yerini yatırımcının, özel teşebbüsün alması. AKP iktidara gelirken piyasa dostu olduğunu söylemişti, şimdi tamamen devletçi bir partiye dönüştü. Turkcell ve Digiturk’ten başka yaklaşık dört bin dershane devletleştirildi ve tarihin en büyük devletleştirme hareketlerinden biri oldu bu. Ali Babacan bunları görmüyor mu? Bilmiyor mu?

 

Türkiye’den para çıkışı da görüyoruz…

Türkiye’ye yabancı sermayeyi girişi neredeyse durma noktasına geldi. Ama daha önemlisi, Türkiyeli yatırımcı da artık yatırımlarını daha güvenli olan ülkelere taşıyor.

Neden? Hep aynı sebep. Türkiye’de hukuk askıya alındı, öngörülebilir bir sistem kalmadı, demokrasi rafa kaldırıldı. Günümüzde sermaye kendine güvenli, keyfi hukuki uygulamaların olmadığı yerler arıyor. Bu yüzden de Türkiye’den artık kaçıyor. Muhalif gazetelere, muhalif söylemlerde bulunan işinsanlarına vergi memurları gönderip yanınızdakilere vergi afları ve ihaleler bahşettiğinizde bu çok daha iyi görülüyor.

 

Bir de kayıp 49 milyar dolar var?

Hesap çok basit: Dış borçlar son üç yılda 63.5 milyar dolar arttı. Bu arada, milli gelir bu artışa paralel olarak çoğalmadı. Oysa borcunuz artıyorsa bunun gelirinize de bir şekilde yansıması beklenir. Oysa aynı dönemde milli gelir 14 milyar dolar arttı. E aradaki 49 milyar dolara ne oldu? Nerede bu para? Neye yatırıldı? Ne için harcandı? Borçlar artıyor, refah azalıyor. Madem ekonomide istikrar var, madem her şey çok iyi, o zaman bize bunu da anlatmaları gerekmiyor mu?

 

Yatırımlar konusunda ne durumdayız?

İslamcılık, Türkiye’de sanayileşmeye önem verirdi. Necmettin Erbakan’ın her yere fabrika kurma hedefi vardı. Şimdi bu Neo-İslamcılar tarım gibi fabrikadan da vazgeçmiş vaziyetteler. Piyasayı savunarak gelen iktidar arka arkaya devlet bankaları kurmaya girişiyor. Banka kuracağına fabrika kursa en azından istihdam üzerinde olumlu bir etki yaratacak.

 

Şu çılgın projeler hakkında fikriniz nedir? Özellikle Kanal İstanbul’dan ben korkuyorum. Hem çevre açısından hem de şehrin nüfusu bu yeni dalgayı kaldırabilir mi emin değilim…

Ekonomide bir aciliyet sıralaması vardır. Türkiye’nin şu andaki meselesi Kanal İstanbul ya da Üçüncü Havaalanı mıdır? Yoksa orta gelir tuzağından bir an önce kurtulmak ve ihracatı artırmak mı? Yani, şartlar değişir, milli gelir şimdiki gibi takılıp kaldığı onbin dolardan geriye gelmek yerine yirmibeş bin dolara yükselir, o zaman oturup konuşulur, projeler tartışılır. Boğaz’ın emlak değeri ve güvenliği açısından ikinci bir boğazın açılıp açılmaması ne getirir ne götürür… Aynısı yeni havaalanı için de geçerli…

 

Keşke Ege Cansen’in defalarca belirttiği gibi Türkiye’nin havaalanı Anadolu yakasında olsa… Silivri çok uzak geliyor bana ve de çok maliyetli.

Olabilir ama elli yıllık projeleriniz varsa bu tip büyük havaalanlarına ihtiyacınız vardır. Ama Türkiye’nin sorunu gene aynı. Öncelik sıralamasında üçüncü havaalanı nerede? Türkiye’nin en acil ekonomik çözümleri bu havaalanından, Kanal İstanbul’dan, çılgın projelerden mi geçiyor? Bizim gibi onbin dolarlık ekonomilerin sırtına büyük yük getiriyor bu büyük projeler. Ayrıca, kaynaklar ona sarf edildiğinden büyümeyi yavaşlatıyor, buna bağlı olarak işsizliği de artırıyor.

 

"Teknoloji Genç Yaşta Öğrenilir"

FATİH Projesi…

O çok önemliydi. Yoksul, küçük çocuklar o sayede yeni aletlere ulaşacaklardı. Mutlaka tamamlanması gerekiyordu. Bakın, küçük yaşta öğrenilir yeni teknoloji, küçük yaşta tableti öğrenen çocuklar dünyayla çok da uyumlu büyürler. FATİH, bu projeler içinde en önemlisiydi bana göre. Çünkü eğitime yatırım, insana yatırımdır.

 

Art arda grevler de patlak vermeye başladı…

O konuda işçiler son derece haklı. Bir yandan enflasyonla boğuşuyorlar, hayat pahalılığı almış yürümüş. Ayrıca, “yoksulların enflasyonu” çok daha yüksek. Gelirler yükselmiyor ama alım güçleri düşüyor. Dolardaki yükselişten sonra teknolojik aletler ulaşılamaz bir noktaya geldi. Daha önemlisi, buğday üretimi onüç yılda hiç artmadığı için temel gıda fiyatlarında ciddi pahalılık var. İşçilerin dayanışma içinde greve gitmesi bundan. Ve, bu konuda işçiler son derece haklı.

 

CHP’nin Merkez Türkiye projesi için ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle şunu söyleyebiliriz, bu program zaten Mısır başta olmak üzere bizim çevredeki ülkelerde uygulanmaya başladı bile. Kılıçdaroğlu’nun söylediği merkez olma özelliği Türkiye için çok geçerli. Ben de o toplantıda yer alıyordum ve bu projenin sağlam temeller üstüne kurulduğunu gördüm. Zaten bütçenin durumu, ki bu AKP’nin en büyük başarısıdır, böyle bir projeye imkân sağlıyor. Tabii birkaç yan etken de var, bu proje uygulanırsa İstanbul’un nüfusunda biz azalma olabilir, ayrıca Anadolu’da büyük bir ekonomik ve kültürel canlanma yaşanabilir. “Merkez Türkiye” zaten daha önce hiç uygulanmamış bir proje değil ve Türkiye coğrafi konumu itibariyle bu konuda en etkili ekonomik programı gerçekleştirebilecek ülke.

Yeni çıkan kitaplarınızla bitirelim: Önce Hikâyesi Biten Ekonomi, hemen arkasından da Krizin İşaretleri…

Ben kendi kitaplarımda ekonomiye uzak olan insanların da anlayacağı bir üslup kullanmaya gayret ediyorum…

Zaten iktisadın kendi has, dıştan bakanlar için zorlayıcı bir terminolojisi var…

Tabii, işte ben daha önceki kitaplarımda da insanların anlayabileceği bir dil tutturmaya çalıştım. Türkiye’nin ve AKP hükümetinin gidişatıyla ilgilenenler, zaten isimlerinden de anlaşılacağı gibi, nereden nereye geldiğimizi görecekler.

 




 

 

 

HABERE YORUM YAZ
FACEBOOK'DA TAVSİYE EDİLENLER

www.gau.edu.tr
EN ÇOK OKUNAN HABERLER

© 2013 GAZETE360.COM - Tüm içerik GAZETE360.com'a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

Baba Bilgisayar