34 Haftalık Bir Bebek!!!

0
51

Kavin 30 haftalık doğdu…

Herşey yolunda giderken 30. haftanın başladığı gün, doğum da başladı. Bütün geciktirme çalışmalarına rağmen süreci sadece 5 gün uzatabildik. Ve 31. haftaya gelmeden 30. hafta içinde doğumu gerçekleştirmek zorunda kaldık.

Doğduğunda ağlıyordu… Ve bu sesi merakla bekliyorduk….Doktor onu kucağıma verdiğinde tüy kadar hafif, ama o kadar da güçlü görünüyordu ki…

Sonraki süreç tam bir kabustu…

Tam 56 gün süren bir hastane travması.

Doğduğunda sadece 1 kilo 600 gramdı, Kavin. Doğumdan sonra 1200'e kadar düştü… Solunum desteği alıyordu. Küçücük bedeniyle vücuduna batırılan onlarca iğneye nasıl tepki verdiğini hala çok iyi hatırlıyorum.

Aynı yoğun bakım odasını paylaştığımız 800 gr bebeklerin hasretle beklenen o ağlama seslerini de öyle…

Defalarca solunum desteği çıkarma denemeleri yapıldı. Sonra başardı… Ama bütün bu süreçlerde bazen öfkeli, bazen keyifli ve huzurluydu.

Sesimizi, özellikle de benim sesimi tanıyor ve imkansız gelse de tepki veriyordu. Doktorlar prematüre bebekler için en önemli desteğin, aileden gelen destek ve dokunma olduğunu söylemişlerdi.

Bir camın ardından sadece parmaklarımızla dokunduğumuz küçücük bedeni sevgiyi hissedebiliyordu.

Kavin şimdi 18 aylık… Bütün korkularımızın aksine hiçbir sağlık sorunu yok ve gelişimi normal seyrinde devam ediyor.

Geçtiğimiz haftadan beri kürtaj davasını ve yansıyan detaylarını dehşet içinde izlerken, bu süreci her an yeniden yaşamaktan kendimi alamıyorum.

30 haftalık bir bebek büyüten bir anne olarak, 34 haftalık bir bebeğin durumunu hayal edebiliyorum.

Eğer doğduğunda gerçekten hayattaysa, nasıl öldüğünü de….

24 haftadan itibaren hareketlerinin nasıl hissedilebiliyor olduğunu ve dış dünyaya nasıl tepki verebildiğini de hatırlıyorum…

O yüzden tıbbi olarak fetüs deyip, konuyu hissisleştirmek kolay olmuyor, benim için. Bebeklerden bahsediyoruz… Bildiğiniz kanlı canlı, küçücük bebeklerden….

Yine de bu travmayla başa çıkıp duygusallıkla linç edebiyatına katkı yapmak istemem. Sonuçta kararı yargı verecek ve toplumun genelinde yaygınlaşan kanının aksine, sürecin salimen tamamlanacağına ve adil bir karar üretileceğine inanmak istiyorum.

Çünkü bu dava sadece zanlıların akıbeti açısından değil, adada varolan hatta vahşet potansiyeli taşıyan bu ve benzeri suçlar açısından da bir emsal olacak.

Ama şunun altını çizmeden geçemeyeceğim;

O ameliyat odasında, sadece ameliyatı gerçekleştiren doktor değil, anne dahil, bütün süreci başından sonuna kadar izleyen ve müdahale etmeyen herkesin nasıl bir ruh halinde olduğunu ve bunu defalarca nasıl tekrar ettiklerini de düşünmeden edemiyorum. 

Konunun gündeme gelmesiyle, Türkiye'de kürtaj kısıtlamasına paralel adaya kürtaj turu düzenleyen seyahat acentelerinin geçmişteki açıklamaları da yeniden gündeme geldi.

Örneğin lisansı iptal edilen Baracuda Tour'un sahibi, hiç çekinmeden Türkiye'nin önde gelen gazetelerine röportaj verebiliyor.

Yasal sınır olan 10 haftanın kendileri için bağlayıcı olmadığını anlatıyor.

Baracuda bunlardan sadece biri… Kamuoyu önünde kendini açık eden ve etmeyen başkaları da var. Peki ortada bir arz varsa, bu talep kim ya da kimler tarafından karşılanıyor?

Dava konusu merkezin 2013'den beridir aynı işlemleri yaptığı iddia ediliyor. Peki ya başkaları?

Örneğin Baracuda Tour sahibi, Ağustos 2012'de bu turların reklamını yaparken, bu tur mensupları adada nereye getiriliyordu?

Eğer Ada Hospital için süreç 2013'de başlıyorsa, 2012'de bu işleri yapanlar kimler?

Dava konusu merkez ile ilgili gelen bilgiler arasında yurt dışından genellikle de Uzakdoğudan ülkeye çalışmak için gelen birçok kadının da geç kürtaj için burayı tercih ettikleri yönünde.

4 ya da 5 aylık hamileliklerin burada sonlandırıldığı anlatılıyor. Bu işçiler arasında oldukça tanınan bu doktorlar ve merkez tavsiye yöntemiyle dilden dile dolaşıyor ve zor durumda olanlar buraya yönlendiriliyor!!!

Bedeli ise, yurt dışı merkezli olanların aksine 30-40 bin TL karşılığı değil, bu işçiler için Bin TL…

Bu doğruysa, konunun sadece para hırsının ötesinde bir anlamı olduğu da dikkate alınmalı diye düşünüyorum….

Daha önce yine tanınmış doktorların reşit olmayan kız çocuklarından yumurta topladığı çeşitli şikayetlerle gündeme gelmişti. Ve türlü etik dışı uygulama…

Sağlık Bakanı bu merkezlerin denetlendiğini söylüyor. Ama bir özel hastane 3 yıl boyunca böyle birşeyi yapabiliyor ve sonra da fütursuzca cansız bedenleri araziye gömebiliyorsa ortada ciddi bir denetim boşluğu var demektir.

Bizim erki elinde bulunduranlar olarak muktedir olamama gibi bir sorunumuz var. En tehlikelisi bu…Erk tutup erk olamamak.

Bu olayın hem siyasetçi, hem hukuk, hem de polis teşkilatı açısından bir turnusol kağıdı görevi taşıdığına inanıyorum. Umarım makul bir zaman içinde kamu vicdanını rahatlatacak şekilde süreç sonlandırılır.. Daha da önemlisi, artık değil benzer olayların, benzer iddiaların bile gündeme gelmemesi için gereken yapılır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here